Kadın Haberleri

Kadın Haberleri (36)

Cuma, 28 Ekim 2016 06:25

KESK Kadın Meclisi Toplandı!

Yazan

İş Güvencemize, Geleceğimize Ve Kazanımlarımıza Sahip Çıkıyoruz!

“OHAL’de darbe fırsatçılığıyla Kadın Kazanımları ve Kadın Mücadelesini” hedef alan saldırılara karşı, KESK Kadın Meclisi emeğimize, bedenimize ve kimliğimize sahip çıkıyoruz başlığıyla 22-23 Ekim 2016 tarihlerinde Eğitim Sen Genel Merkezin’nde toplandı. KESK Kadın Meclisi toplantısına sendikamızı temsilen Merkez Kadın Sekreterimiz Bahar Karakaş Uluğ’un katıldı.

KESK Kadın Meclisi adına, Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy’un yaptığı basın açıklaması aşağıdadır.

İş Güvencemize, Geleceğimize Ve Kazanımlarımıza Sahip Çıkıyoruz!

Saray ve siyasi iktidar, Allahın lütfu olarak değerlendirdiği darbe girişimini, her türlü hukuksuz, keyfi  uygulamasına dayanak yapmaya, içeride ve dışarıda savaş politikalarını derinleştirmeye ve ülkede tek adam diktatörlüğüne dayalı bir rejimi hayata geçirmek için ülkeyi kaosa ve karanlığa sürüklemeye devam ediyor.

Siyasi iktidar darbe girişimini fırsat bilerek ilan ettiği OHAL’i her türlü keyfi uygulamasına dayanak yapmakta. Anayasal tüm kurumlar ve hakların fiilen ortadan kaldırıldığı, parlamentonun baypas edildiği, yerel halk iradesine darbe yapıldığı, KHK’larla her gün yeni bir hukuksuzluğun dayatıldığı ve emeğe dönük saldırıların askeri darbe süreçlerine rahmet okuturcasına arttırıldığı bir süreci yaşıyoruz. Kısacası AKP tarafından, kendi gibi düşünmeyen tüm kişi ve kurumların hedef haline getirildiği, bir bütün olarak emek,demokrasi ve barış güçlerinin düşman ilan edilerek faşizmin  kurumsallaştırılmak istendiği  can yakıcı bir dönemde  KESK  kadın meclisimizi gerçekleştiriyoruz.

AKP bu süreci sermaye için gül bahçesine çevirmeye, emeğe, emekçilere ve onların mücadele örgütlerine saldırarak sömürüyü derinleştirmeye çalışmaktadır.

Darbecilerle mücadele adı altında kamuyu tamamen tasfiye ederek piyasacı, tekçi, mezhepçi, cinsiyetçi bir biçimde yenden yapılandırmak, zaten sınırlı hale gelmiş olan kamu emekçilerinin iş güvencesini tümden ortadan kaldırmak istemektedir.

Kurulduğu günden bu yana laik, bilimsel, nitelikli, parasız, anadilinde kamu hizmetini savunan ve tüm kamu emekçilerinin sözcüsü ve mücadele örgütü olan konfederasyonumuz KESK ve bağlı sendikalarımızın  AKP tarafından adeta düşman ilan edilmesi aslında yapmak istedikleri önünde Kesk’i  engel olarak görmesindendir. Üyelerimize, sendikalarımıza ve konfederasyonumuza dönük baskı OHAL ve KHK rejiminde yerini adeta tümden tasfiye etme girişimine dönüşmüş durumda. 200’ün üstünde Kesk üyesi sorgusuz sualsiz ihraç edilmiş, binlerce üyemiz açığa alınmıştır. Keyfi gözaltı ve tutuklamalar üyelerimize dönük baskı ve yıldırma saldırıları hız kesmeden devam etmektedir. Bu süreçte, AKP’nin saldırgan yöneliminden kadın üyelerimiz, aktivistlerimiz ve yöneticilerimiz de özel olarak etkilenmektedir. Kadın düşmanlığında rüştü ispatlı bir iktidar olarak tarihe geçen AKP, konfederasyonumuzun kadın mücadelesini, kadın kazanımlarını ve muhalif kadın kimliğini hedefe koyan cinsiyetçi uygulamalarını sürekli devrede tutarak, emek, demokrasi ve barış mücadelesi yürüten kadınlara gözdağı vermeye çalışmaktadır.

Sadece sendikal faaliyet yürüttüğü için 20 günlük bebeğiyle gözaltına alınan kadınlardan tutun da kadınlar açısından en temel kazanımların başında gelen 8 Mart bildirisini okuduğu için açığa alınan, sürgün edilen kadın üyelerimize dönük bu yaklaşım, keyfiyetin çok ötesinde ancak bir kadın düşmanlığıyla açıklanabilir.

Nitekim, Binlerce üyemizin keyfi olarak açığa alındığı  Diyarbakır Eğitimsen şube üyelerimiz, aynı zamanda kardeş olan Adile Gülçiçek Ekinci  ve Fatma Gülçiçek Arı  Çocuklarının gözleri önünde şafak vakti özel harekat timleri tarafından evleri basılarak gözaltına alınmış ve haksız  bir şekilde tutuklanmışlardır.

Akıllara ziyan bir başka örnekte birkaç gün önce  İZMİR valiliği tarafından gerçekleştirildi. 2016 yılı 8 MART tarihinde Eğitimsen İzmir 1 No’lu şube Kadın Sekreteri Ayşegül Kocaaslan hakkında   İzmir Kadın Platformu adına okuduğu basın  metni nedeniyle önce ’’kademe ilerlemesinin durdurulması ‘’ ardından ‘’ağır ceza yargılaması’’ süreci işletilmiş, aynı nedenden dolayı şimdi de Tire Kaymakamlığı ve İzmir Valiliği tarafından 667 sayılı   KHK gerekçe gösterilerek açığa alınmıştır. Bu örnekte de görüldüğü gibi  hakkımız olan, idari soruşturmanın bile açılamayacağı sendikal eylem ve etkinliklerimiz Ohal torbasına konularak KESK üyelerine dönük saldırıların dayanağı yapılmaktadır. Buradan bir kez daha  söyleyelim ki 8 mart kadınların uğrunda büyük mücadeleler vererek kazandığı evrensel bir haktır. Ne 8 Mart’ta kadın taleplerimizi dile getirmekten ne de sokaklarda ve alanlarda olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Yine 20 Ekim 2016 tarihinde Ankara’da, sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine yönelik gerçekleştirilen  operasyonda gözaltına alınan ve üç gündür gözaltı gerekçesi dahi bildirilmeyen Bes Ankara Şube Kadın Sekreterimiz Deniz Akıl ve Eğitimsen üyemiz Sevgi Kişin’in şahsında, gözaltında tutulan tüm arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını  talep ediyor ve hükümeti bu darbe hukuku uygulamalarından vazgeçmesi konusunda bir kez daha uyarıyoruz.

Yakın zamanda yaşadığımız birkaç örnekle ifade ettiğimiz ancak özellikle OHAL süreciyle birlikte binlerce üyemize dönük sistemli bir saldırıya dönüştürülen bu keyfi uygulamaların altına imza atanlar  bilsinler ki biz mücadelemizden ve kazanımlarımızdan asla taviz vermeyeceğiz ama onlar mutlaka hukuk önünde hesap verecek.

KESK KADIN MECLİSİ olarak buradan bir kez daha kararlılıkla ifade ediyoruz: Dün olduğu gibi bugünde emeğimize, barış ve demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bize adam gibi ölmeyi buyuranlara karşı eşitlik temelinde bir arada ve insanca yaşamı savunmaya, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz.

Yaşasın Örgütlü Kadın Mücadelesi

Yaşasın KESK

Pazartesi, 05 Ekim 2015 12:07

Kadınlar Barışa Çağırıyor!

Yazan

KESK-DİSK-TMMOB ve TTB’li kadınlar bugün saat 12.00’da Konfederasyonumuz Merkezinde gerçekleştirdikleri basın toplantısı ile “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” sloganıyla 10 Ekim tarihinde Ankara merkezli Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”ne çağrı yaparak gerçeğin peşinde barışın tarafında olduklarını ifade ettiler, 'bu bizim savaşımız değil' dediler.

Basın açıklamasına, DİSK Kadın Komisyonu üyesi Nevin Kızılöz, TMMOB Kadın Çalışma Grubu Başkanı Asiye Ülkü Karaalioğlu, TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu'ndan Dr. Deniz Erdoğdu katıldı. Ortak açıklamayı Konfederasyonumuz Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy okudu. Basın metni aşağıdadır.

SEVGİLİ KADINLARA ÇAĞRIMIZDIR….

Tehlikeli ve zor bir süreçten geçiyoruz. Savaşın, çatışmaların, şiddetin en ağır halini kadınlar olarak bizler yaşıyoruz. Çünkü savaş en çok biz kadınların canını yakıyor...

Suruç katliamı olduğunda, bu ülkenin genç kadın ve erkeklerinin yaşamını hunharca kaybetmelerine hep beraber tanık olduk. Varto’da, Silvan’da, Dersim’de, Cizre’de, Sur’da , Hakkari’de ve diğer tüm merkezlerde bir telefonla sıkıyönetim ilan eden mülki amirleri gördük. Çatışmalı ortamlarda ve savaşta dahi uluslararası  sözleşmelerde hastanelere, ambulanslara ve sağlık emekçilerine dokunulmaması garanti altına alınmış olunmasına rağmen, kafasına silah dayanan, öldürülen sağlık emekçilerine tanık olduk. Kışlaya  çevrilen hastanelere ve  okullara  şahit olduk. Ölü bedenlerin  dahi insanlık dışı, vicdanları kör eden işkencelere maruz bırakıldığına    tanıklık  ettik.

Buna karşılık çocuklarını buzdolabında saklayan, sabaha kadar ölü kızının bedenini koynunda saklayan anneler gördük. Onsekizbin lirası olmadığı için, oğlunun cenazesinde evladından af dileyen asker annelerine tanık olduk.

Kadınlar olarak şunu bir kez daha anladık;

Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yollarla  çözülmeli.

Hakikati arayan biz kadınlar sözümüzü ve eylemimizi birleştirdik. Yaşadığımız bu Ortaçağ karanlığıyla mücadele etmek için birlik ve beraberliğimizin şart olduğunu  biliyoruz. Kadın, erkek, genç, yaşlı hepimiz , demokrasi ve gerçek bir barış istiyoruz bu kadar açık ve yalın..

Sevgili kadınlar,

Bu güne kadar başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyledik, her fikirden, anlayışlardan kadınlar olarak, gülüşü çalınmış kadınlar olarak, savaşın kimlerin işine yaradığını bundan beslenenlerin erkek egemen siyaset  olduğunu biliyoruz. Savaşın bedelini daha çok biz kadınlar ödüyorsak o halde barışın mücadelesini en çok bizim vermemiz gerekiyor. Gelin savaşa, sömürüye, gericiliğe ve militarizme karşı sesimize ses katalım.

Bizler DİSK, KESK, TMMOB, TTB'li kadınlar  olarak akıtılan kardeş kanının son bulması, daha büyük acılar yaşanmasının önüne geçilmesi için dün olduğu gibi bugün de görev ve sorumluluk almaya hazırız.

Bu bizim savaşımız değil,

Çünkü, biz  yaşamı savunuyoruz. Onurlu bir barışın inşası için mücadele ediyoruz.

Çünkü, biz, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve sağlık için ilk önce barışın sağlanması gerektiğini çok iyi biliyoruz.

Çünkü, biz 400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı diyenlerin , aslında tek adamla  ülkeyi yönetmek  için savaş senaryoları hazırladığını  çok iyi  biliyoruz. Bunun cevabını kadınlar olarak verdik yine vereceğiz.

Çünkü biz 90 'lı yılları aşan bu savaş ortamının son bulması için mücadele eden kadınlarız. AKP diktatörlüğüne, baskı ve zorbalığa, yolsuzluğa, hırsızlığa, iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, doğa ve kentlerimizin yağmalanmasına, emperyalizmin savaş ve sömürü politikalarına, gericiliğe, erkek egemen siyasetin kadını dışlayan politikalarına karşı, rahatsızlığı olan milyonlara sesleniyoruz.

Bunun için 10 Ekim 2015 Cumartesi günü  “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi” şiarı ile Ankara’da bu ülkenin bütün demokrasi güçleri ile birlikte, yüreği barıştan yana atan kadınlarla, Emek, Barış, Demokrasi Mitinginde siz sevgili kadınları aramızda görmek istiyoruz. Davetimiz herkese.

Ankara’da kadınlar olarak buluşup sözlerimizi ve yüreklerimizi bir edelim ve zalime karşı mücadelemizi dünyaya duyuralım.

Egemenin savaşına inat, Barış hemen şimdi diyoruz .

DİSK  KESK TMMOB TTB

Sendikamızın 7.Dönem 1.Kadın Meclisi toplantısı İstanbul'da 12-13 Eylül 2015 tarihlerinde 2 gün süreyle Fenerbahçe Eğitim ve Dinlenme tesislerinde yapıldı.  

Sendikamız Merkez Kadın Sekreteri Bahar Karakaş Uluğ ile Şubelerimizin Kadın Sekreterleri, Şube yönetimlerindeki kadın üyelerimiz ve diğer kadın üyemizin katılımıyla yapılan toplantıda işkolumuzda örgütlü olduğu işyerlerinde kadın çalışanların yaşadıkları sorunlar, kreş sorunu ve yaşanılan diğer sorunlar ve bu sorunların çözüm yolları konularında görüş ve değerlendirmelerde bulunuldu.

Toplantının ikinci günü Haydarpaşa Gar önüne gidilerek burada yapılan açıklama ile Haydarpaşa Gar ve Liman dönüşüm projesine karşı olunduğu ifade edildi.

7 Haziran 2015 tarihinden bu yana meşru olmayan bir hükümet tarafından ülkemiz yönetilmektedir. Bu hükümet 13 yıl öncesinde verdiği sözlerden çok uzaklarda hareket etmekte, kendisi gibi olmayan tüm yapıları reddetmektedir.

Halkın oyları ile seçilmiş bir vekile hükümet yöneticisinin TBMM içerisinde “ Hanımefendi bir kadın olarak sus” demesinin bir yansımasını  2016-2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri çerçevesinde dün (12 Ağustos 2015 Çarşamba)  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda yapılan toplantıda  yaşadık.

2016-2017 yıllarına ilişkin TİS görüşmelerinde KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy’un kadın sorunlarıyla ilgili görüşlerini belirtmek istemesi üzerine  yetkili konfederasyon başkanı tarafından KESK Kadın Sekreterinin konuşması engellenmiş ve bu sırada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da yaşanan bu duruma sessiz kalarak onaylamıştır. 

Kadınlarımıza gerek TBMM’de gerekse kadınların sorunların konuşulması ve çözüm bulunması gereken toplu sözleşme masasında söz hakkının verilmek istenmemesi, yönetenlerin cinsiyetçi düşünce yapılarını ortaya koymaktadır.

Çalışma yaşamında kadın emekçilerin var olan yığınca sorununa her gün bir yenisi eklenirken,kadın taleplerinin ve görüşlerinin açıklanmak istenmesinin engellenmesi iktidarın ve Memur Sen'in kadına bakışını açıkça göstermektedir.

Bu zihniyete sahip yönetenlerden, TİS görüşmelerinde kadınların çalışma şartlarına yönelik bir düzenleme yapmalarını beklemek çok gerçekçi ve mantıklı değildir. Biz kadınları şaşırtmayarak, TİS sözleşmelerinde hiçbir talebimizi ciddiye almayan ve değerlendirmeyen Çalışma ce sosyal Güvenlik Bakanı ile Memur Sen’in aralarında anlaşarak satış sözleşmesinin imzalanmasını BTS Kadınları olarak kınıyoruz ve kadın olarak hiçbir yerde ve hiçbir zaman susmayacağımızı tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Bizi yok sayan,  kulak tıkayan, varlığımıza tahammül edemeyen bu anlayışa karşı sessiz kalmayalım.Sesimizi kısmaya çalışanlara karşı; kadınlar olarak SUSMAYALIM! Sözümüzü ve sesimizi birleştirelim.

Bahar KARAKAŞ ULUĞ

BTS Merkez Kadın Sekreteri

Son bir haftadır ülkenin her yerinde savaş rüzgarları estiren geçici savaş hükümeti temsilcilerinden ''eski'' milletvekili Bülent Arınç dün Meclis’te kendisine itiraz eden HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a “Hanımefendi, sus.Bir kadın olarak sus!”diye tacizde bulunmuştur.

Cinsiyet ayrımcı tavrını yakından bildiğimiz Bülent Arınç’ın bu tepkisi erkek egemen sistemin kadınlara tahammülsüzlüğünün örneğidir. Konuşmaları, itiraz etmeleri ve demokratik kültürü geliştirmeleri için seçilen kadın vekilleri susturmak isteyen Bülent Arınç’ın kadın düşmanı politikaları hem meclis içerisinde hem de dışarıda artarak sürmektedir.

Geçen yıl Independent gazetesi tarafından yılın en cinsiyetçi ifadesi olarak sıralamaya giren “İffetli kadın kahkaha atmaz” cümlesinin sahibi Arınç’ın direğe tırmanma gibi son derece eril söylemleri bulunmaktadır. Dün mecliste bir kadın vekile haddini aşarak “Bir kadın olarak sus!” demesi ise bizim için son noktadır. Arınç’ın erkek zihniyeti AKP hükümetinin zihniyetidir. Bu zihniyet kadın cinayetlerinde tahrik aramakta, kıyafetimizden, saçımızdan, makyajımızdan, sözümüzden ve taleplerimizden rahatsız olmaktadır.

 Meclis’i çiftlikleri gibi gören AKP’nin en cinsiyetçi sözcüsü Bülent Arınç ne seçimlerden ne de kadınların mücadelesinden bir şey öğrenebilmiştir. Öğrenme güçlüğü çeken Bülent Arınç’a kadınlar olarak bir kez daha seslenmek istiyoruz. Kahkahalarımızdan rahatsızsın biliyoruz ancak biz kadınlar susmayacağız! Konuşmaya devam edeceğiz! Milletvekili olmadığın halde halkların iradesi ile seçilen bir kadın vekile hakaret etmene seyirci kalmayacağız. Bütün sözlü tacizlerine karşı her yerde kendi sözümüzü söylemeye devam edecek; barış ve demokrasi için özgürlük mücadelemizi yükselteceğiz.

Tüm bu erkek egemen saldırılara karşı KESK’li kadınlar olarak bizler Sayın Nursel Aydoğan’ın kesilen sözünü tamamlamaya kararlıyız. Bu tavrıyla önce kendi partisinden kadın vekillere ve AKP seçmeni kadınlara hakaret eden cinsiyetçi Arınç, duyuyor musun kadınlar sana nasıl sesleniyor? Kadınlar Türkiye’nin her yerinden her dilde;

$1·         Bir kadın olarak susmayacağım.

$1·         Bir kadın olarak senin istediğin gibi giyinmeyecek, evde oturmayacak, erkenden evlenmeyeceğim.

$1·         Bir kadın olarak sen savaşlarda katledesin diye en az üç çocuk doğurmayacağım.

$1·         Bir kadın olarak kahkahalarımla barışın, özgürlüğün ve demokrasinin türküsünü söyleyeceğim diye haykırıyor!

KESK’li kadınlar olarak meclisten topluma kadar her yeri etkisi altına alan binlerce yıllık erkek egemen iktidarı dağıtmak için kararlıyız. Bize talimat veren, ayar çeken, şekillendiren hiçbir erkek politikasını kabul etmiyoruz!

Buradan bir kez daha tekrar etmek istiyoruz;

“Kadınlar barışın sesidir. Biz susarsak savaş konuşmaya başlar.”

Tüm dünyayı sizin zulmünüzden korumak için kadınlar barışı örüyor!

Önümüzde durmayın, susun ve kenara çekilin!

Pazartesi, 15 Haziran 2015 07:05

Özgecan Davası Ertelendi!

Yazan

Şubat ayında vahşice katledilen Özgecan Aslan’ın katillerinin yargılandığı davanın ilk duruşması dün (12 Haziran 2015) görüldü. Tarsus adliyesinde görülen davanın ilk duruşmasına Konfederasyonumuz Kadın Sekreteri Gülistan ATASOY, Eğitim Sen Kadın Sekreteri Ebru YİĞİT, Eğitim Sen  Basın Yayın Sekreteri Hanım KOÇYİĞİT, SES Kadın Sekreteri Belkıs YURTSEVER, YAPI YOL SEN Kadın Sekreteri Havva AVCI  ve Sendika Genel  Merkezlerimizin kadın Avukatları ile Mersin, Adana ve Tarsus'tan kadın üye ve yöneticilerimiz katılım sağladı. Haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen sanıkların kan donduran ifadelerinin dinlendiği mahkeme 9 Eylül tarihine ertelendi.

Erkek egemen sistemin binlerce yıllık şiddet cenderesinin korkunç örneklerinden biri olan cinayet sonrasında KESK’li Kadınlar, kadın örgütleri ile birlikte her yerde eylemler örgütlemiş, cinayetin münferit değil sistemli şiddetin bir parçası olduğunu haykırmıştı.

Özgecan Davası’nın Takipçisi Olarak 9 Eylül’de Görülecek Olan Davada Yine Burada Olacak, Erkek Sistemin Tecavüzcü Yüzünü Teşhir Edeceğiz!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla  Adana ve Bingöl Havalimanı ile Adana Şubemiz bölgesinde kadın üyelerimizin çalıştığı işyerlerinde  üyelerimizin ve çalışanların bu günü kutlanıp karanfil takdim edilirken, İstanbul 1 Nolu Şubemiz ve Malatya Şubelerimizde kadın üye ve çalışanları biraradaydı.

Dünyada ve ülkemizde kadına şiddetin son bulması, kadının özgürleşeceği ve emeğinin sömürülmediği ve birer obje olarak görülmeyeceği bir dünyada yaşama dileğiyle...

8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında eylem ve etkinliklerini sürdüren kadınlar 3 Mart tarihinde “Örgütlü kadınla özgür toplum” şiarıyla “Aileye Köle, Sermayeye Kul Olmayacağız! AKP’nin Aile Ve Dinamik Nüfusun Korunması Programına İtiraz Ediyoruz. Yasta Değil İsyandayız! Kadına Yönelik Şiddet Son Bulana Kadar Alanlardayız!” diyerek AKP’nin kadına yönelik politikalarını protesto etti. 8 Mart’ın resmi tatil olma talebini yineledi.

Basın açıklaması metni aşağıdadır.

Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Ve Özgürlüğümüz İçin Örgütleniyoruz!

8 Mart’ta Alanlarda Direnişi Büyütüyoruz!

Biz kadınlar, yüzyıllardır kapitalizme ve kapitalizmin mümkün kıldığı erkek egemenliğe karşı mücadele ediyoruz. Mücadelemizin bugün geldiği yer, haklarımızı alana kadar alanlarda olma kararlılığımız, 158 yıl önce New Yorklu dokuma işçisi kadınların yaşamları pahasına başlattığı isyanın bir mirasıdır. Biz bu mirası evlerde, işyerlerimizde ve sokaklarda büyüterek sürdürüyoruz.

158 yılda pek çok şey değişti. Ama hala, neo-liberalizmin, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkların neden olduğu ne varsa en ağır biçimiyle biz kadınlar yaşıyoruz. Bir yanda güvencesizliğin, yoksulluğun ve işsizliğin; diğer yanda yok sayma, ırkçılık, savaşlar ve militarizmin meşru kıldığı şiddetin etkilerine doğrudan biz maruz kalıyoruz. Ama 8 Mart’larla bugüne taşınan ve geleceğe taşınacak mücadelemiz ve kararlılığımız tüm bunları alt edebilecek, bir alternatif yaratacak güçte olduğumuzu gösteriyor. Şimdiye kadar verdiğimiz mücadele, bugün meydanlara taşan isyanımız, şiddetin her türlü biçimini ortadan kaldırma, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak bizi yok sayanlara karşı buradayız deme kararlılığımızın bir ifadesi. Bu irade biz kadınların hepimizin özgür olduğu bir yaşamı örmeye başladığımızı müjdeliyor. Bu irade sayesinde tüm renklerimizle bugün burada meydanlardayız.

Eşitsizliğiniz fıtratınızdan diyenlere,

Sokaklarda yürümemizi ve kahkaha atmamızı iffetsizlik addedenlere,

Uğradığımız taciz ve tecavüzü etek boyumuzla meşru kılmak isteyenlere,

En az üç çocuk doğurmamızı buyuranlara,

Cinsel yönelimlerimize ve kimliğimize göre bize ölümü reva görenlere,

Tecavüzde rıza arayanlara,

Her gün akıllara zarar açıklamalar yaparak kadın katliamlarının, nefret cinayetlerinin, tacizin, tecavüzün ve kadına yönelik her türlü şiddetin sürmesini sağlayanlara karşı her gün büyüyen isyanımızla buradayız ve haykırıyoruz;

YASTA DEĞİL İSYANDAYIZ! KADINA YÖNELİK ŞİDDET SON BULANA KADAR ALANLARDAYIZ!

Her gün 5 kadının öldürülmesine, onlarcasının tacize tecavüze uğramasına tahammülümüz yok.

Bunu bilen ama üç maymunu oynayan AKP’ye soruyoruz;

Adeta bir kadın mezarlığına dönen bu ülkede 2015 yılının ilk iki ayında 52 kadın katledildi. 12 yıllık iktidarınızda kadın cinayetleri %1400 artış gösterdi. Peki, siz ne yaptınız? Kadını yok saydınız. Kadının adına dahi yer vermeyen bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı kadın için politika yapmakla yetkilendirdiniz.

Her gün beş kadın, kadın olduğu için öldürülüyor ve yargı her seferinde erkekten yana karar veriyorsa, kadına yönelik şiddet, kadın katliamları, taciz ve tecavüzler münferit değil; sistematiktir.

Kadın ve nefret cinayetlerinin, şiddetin ve tecavüzlerin yaygınlığı biliniyor ama gereği yapılmıyorsa, cinayetlerin ve şiddetin azmettiricisi devlettir.

Birileri her gün ulu orta çıkıp cinsiyetçi açıklamalar yapıyor ve devlet bunu meşru görüyorsa, boşanmak istediğimiz, yemeği zamanında masaya koyamadığımız, ütü yapmadığımız, dekolte giydiğimiz, kahkaha attığımız ve “iffetsiz” sayıldığımız ya da sadece kadın olduğumuz için ölmemizden devlet sorumludur.

Devlet konuştukça bizler daha çok ölüyoruz!

Erkek yargıları haksız tahrik indirimleri uyguladıkça bizler daha çok ölüyoruz!

Mücadelelimizi hedef alan bize sokakları yasaklayan “Güvenlik Yasaları”yla biz daha çok ölüyoruz!

KESKli kadınlar olarak kadın cinayetlerinin politik olduğunu ve kaynağını erkek egemen zihniyetten aldığını biliyoruz. Tüm bunlar kadın istihdamına ilişkin politika ve pratiklerle doğrudan ilişkilidir. Kadın emeğinin yok sayılmadığı, eşitlikçi bir sistemin temellerini atmaya yönelik politikaların yapılması elzem ve acil bir gerekliliktir. Bu nedenle bizi aileye köle sermayeye kul eden program ve yasa taslaklarına itirazımız var:

AİLEYE KÖLE, SERMAYEYE KUL OMAYACAĞIZ!

AKP’NİN AİLE VE DİNAMİK NÜFUSUN KORUNMASI PROGRAMINA İTİRAZ EDİYORUZ.

AKP biz kadınları toplumsal yaşamdan dışlayarak eve, aile içine hapsetmek istiyor. Başbakanın kadınlara “müjde” olarak sunduğu aile ve dinamik nüfusun korunması programı bir yandan kadınları kamusal alanda ve ücretli emek gücünde annelik görevinin belirlediği çizgilerle var etmeye çalışıyor, diğer yandan sermayenin ana yönelimi olan esnek güvencesiz çalışmayı kadınlardan başlatarak temel çalışma biçimine dönüştürüyor.

Son iki üç yıldır AKP’nin her altı ayda bir ama anneliği ama kadın istihdamını teşvik etme başlığı altında sunduğu paketlerin/programların tek bir sonucu var: kadınların esas görevinin aile içinde konumlanmak olduğuna ilişkin ideolojik hegemonyayı güçlendirerek, kadınları ücretli emek gücü içinde eğreti bir bileşen haline getirmek ve kadın emeğinin değerini daha da ucuzlatmak.

Hükümete hatırlatıyoruz:

2014 Küresel cinsiyet uçurumu raporuna göre 142 ülke arasında Türkiye 125. sırada. Sizin paketleriniz ise kadın emeği sömürüsüne dayanıyor; kadını düzenli, güvenceli işler yerine, anneliğe ve ev kadınlığına hapsediyor ve kısmi zamanlı düşük ücretli sermaye çalışanı yapıyor.

Bizler KESKli kadınlar olarak, kadınların ev içi emeklerini gözetmeden, istihdamın niteliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği göz ardı edilerek oluşturulan kadın istihdamının cinsiyetçiliği derinleştireceğini ve kapitalist sömürüye hizmet edeceğini biliyoruz. Bu yüzden emeğimize sahip çıkarak emeğimizin özgürleşmesi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.

Elbette kadını gören, kadın için bir politikanın işler olabilmesinin olanağı buna izin veren bir zeminin sağlanmasıyla mümkün. Bu yüzden biz, savaşlara karşı barışı, demokrasiyi ve eşitliği örgütlüyoruz.

Milliyetçilik, ırkçılık ve militarizm kadın düşmanlığını ve şiddeti besler. Savaşlar kadın yoksulluğunu artırır. Ortadoğu’da sürmekte olan bir savaş var. Emperyal güçlerin yeniden dizayn etmeye çalıştığı bu coğrafyada mezhepçi, ırkçı politikalar geliştirilerek halklar birbirine kırdırılıyor.

Bu şiddet sarmalı içinde düştü düşecek denilen Kobané’de, kadınlar direnişin en ön saflarında yer aldılar ve barbarlığa karşı yeniden insanlaşmanın tarihini yazdılar. Rojava’da demokratik, eşitlikçi bir yaşamı var eden bu kadınlar, bize yeni bir yaşamın mümkün olduğunu müjdeliyor.

Bizler, DAİŞ vahşetiyle katledilen, tecavüze uğrayan, köle pazarlarında satılan ve yerinden edilen Kürt, Ezidi, Türkmen, Arap ve son olarak Süryani kadınların uğradığı zulme karşı, eril şiddetin her türlüsüne ve savaşa karşı, barışın safında yer alacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz.

AKP’nin oyalama taktikleriyle, seçim süreçlerine heba ettiği, Kürt sorunun çözümünde eşit, adil ve demokratik bir çözümden yana barış için mücadele ederek barışı örgütlemek için çaba göstereceğiz. Demokrasi yerine faşizmi devlet eliyle kurumsallaştıran ve başta kadınlar olmak üzere en temel hak arayışlarını engelleyecek olan güvenlik paketine karşı sokaklarda mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bizler 8 Mart'ta erkek egemen sistemin emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki tahakkümüne karşı alanlarda isyanımızı büyütüyor;

-Cinsiyet ayrımcılığı da dahil olmak üzere her türlü ayrımcılığa son verecek eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanması için,

-Tüm kadınlara 8 Mart'ın resmi tatil ilan edilmesi için,

-Aile ve sosyal politikalar bakanlığının yerine kadın bakanlığının kurulması için,

-İstanbul Sözleşmesi olmak üzere, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair imzalanan uluslararası sözleşmelerin gereğinin yerine getirilmesi için,

-Sendikalaşma ve örgütlenme önündeki yasal ve fiili engellerin kaldırılması için,

-İş yerinde baskı, şiddet ve mobbingin son bulması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için

-Kadın istihdamında tek seçenekmiş gibi yeniden ısıtılarak önümüze sürülen esnek, güvencesiz, kayıt dışı çalışma yerine güvenceli iş güvenli gelecek için

-Anadile eğitim ve kamusal hizmet için

-7/24 açık, erişilebilir, ücretsiz ve anadilde kreşler açılması için,

-Sokaklarda katledilmemize neden olacak iç güvenlik paketinin geri çekilmesi için

-Savaşa karşı barışı örgütlemek için

Alanlarda olacağız. Meydanlar, Sokaklar Bizim.

Örgütlü kadınla özgür bir toplum yaratmak için sokaklardayız.

Yaşasın 8 Mart, Yaşasın Kadın Mücadelesi!

Jin, Jiyan, Azadi!

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'li kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü eylem programını geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden 17 kadın işçinin anısına Isparta Yalvaç’tan başlattı.

KES Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy, DİSK Ankara Bölge Kadın Komisyonu’ndan Yasemin Öztürk, TMMOB Kadın Çalışma Grubu Başkanı Asiye Ülkü Karaalioğlu, TTB Merkez Komisyonu Üyesi Deniz Erdoğdu ile bağlı sendikalarımız kadın üye ve yöneticileri 17 Kasım 2014 tarihinde Yalvaç’ta bir basın açıklaması yaptı. Açıklama metni aşağıdadır.

Hepimizin Fıtratında İnsana Yaraşır Koşullarda Çalışmak Var! Balık İstifi Dizildiğimiz Traktör Kasalarında, Minibüslerde Can Vermek Değil!

KESK, DİSK, TMMOB ve TTBli kadınlar olarak bu yıl 25 Kasım eylem ve etkinliklerimizi, kısa bir süre önce iş cinayetlerinde kaybettiğimiz mevsimlik tarım işçisi kadınların anısına Yalvaç’tan başlatıyoruz.

Soma’da verdiğimiz kayıpların acısını dindirmek mümkün değilken Şırnak’tan, İstanbul’dan, Ermenek’ten, Isparta’dan işçi cinayetleri haberleri aldık. Biz burada bu açıklamayı okurken de birçok yerden benzer haberler gelmeye devam ediyordur belki.

Birbiri ardına gelen bu haberlerin sorumluları işverenler ve hükümet. Bu cinayetlerin yaygınlığına ve birçok yerde çalışma koşullarına ilişkin durumun vahametine rağmen, hükümet gerekli önlemleri almamakta diretiyor; işçi güvenliğine ilişkin denetimlerin gerektiği gibi yapılmamasına göz yumuyor. Kayıt dışı, enformel istihdamla mücadele etmesi gerekirken, bu tür istihdamlarla mücadele konusundaki politikasızlığı ile bu tür emeği teşvik ediyor ve güvencesiz çalışma biçimlerini yaygınlaştırıyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine dair önlemler almak yerine, kar hırsını, sermayeyi işçilerin hayatlarına, hayatlarımıza tercih ediyor. Bu tutum sürdükçe ve hükümet ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamadığı sürece her gün kadın, erkek, çocuk birçok emekçi hayatını kaybedecek.

Geçtiğimiz yıl 8 Mart’ta Adıyaman’daydık, bugün Yalvaç’tayız. Bugün bizi Yalvaç’a getiren neden, sesimizi Adıyaman’dan duyurmamızı gerektirenle maalesef aynı. Çünkü birileri ceplerini doldursun, ülke ekonomisi gelişsin diye hayatımız hiçe sayılıyor; hayatlarımız üzerinden pazarlıklar yapılıyor. Çünkü devlet ve işveren eliyle göz göre göre öldürülüyoruz. 

Mevsimlik tarım işçileri ne yazık ki basının, kamuoyunun daha da vahimi yetkililerin gündemine ancak öldüklerinde girebiliyor. Oysa tarım işçilerinin çalışma koşulları; sosyal güvenceden yoksunluk, kayıt dışılık, çok düşük ücretler ve uzun çalışma saatleri nedeniyle, yani insana yaraşır istihdam gereğinin tam aksi ucunda ne varsa içerdiği için, gündemde olmalı. Bu koşulları değiştirmeye yönelik önlemler alınmalı, yetkililer bu konuda bir an önce bir politika belirleyerek, ilgili yaptırımları hayata geçirmeli.

Tarım işçilerinin önemli bir çoğunluğunu, toplumun istismara açık olan kesimi, kadınlar, çocuklar, etnik azınlıklar ve düzensiz göçmenler oluşturuyor. Tarım işçiliğinin kayıtsızlık niteliği ve formel olmayışı, kısa dönemliliği gibi nedenlerin yanında, kadın istihdamını niteliği ve çalışma koşullarını iyileştirecek biçimde artırmayı hedef alan genel bir politikasızlık hali, kadın tarım emekçilerini korumasız bırakıyor.

Tarım işçisi kadınlar hem gündelik ev işlerinde, hem de tarım işinde kötü koşullarda ve uzun çalışma sürelerinde çalışmaktan kaynaklı olarak, hayatlarını ileriki dönemlerde de etkileyebilecek ciddi sağlık sorunları yaşıyorlar. Bunun yanında aynı Yalvaç’ta olduğu gibi balık istifi yüklendikleri minibüslerde hayatlarını kaybediyor, yaralanıyorlar. Hem düşük ücretle çalıştırılıyorlar, hem de göç yollarında ve gittikleri bölgelerde taciz, tecavüz, kadın cinayetlerine maruz kalma riskine çok açıklar. İçinde bulundukları istihdamın enformel niteliği nedeniyle bu tür durumların önüne geçecek, bu gibi durumlarda haklarını talep edebilecek mekanizmalara erişmeleri ve örgütlü bir biçimde seslerini duyurabilmeleri mümkün değil. Çünkü onlar kayıtsızlar ve bu nedenle görünmezler. Bu nedenle iş kazalarında değil de trafik kazalarında can veriyorlar.

Bizler bugün bir kez daha kadınlar ve tüm emekçiler için çalışma yaşamının tamamında, insana yaraşır çalışma koşulları, güvenli çalışma, iş ve ücret güvencesi talebimizi yineliyoruz. Bununla birlikte; daha önce de birçok kez dile getirdiğimiz taleplerimizi yineliyoruz.

Mevsimlik tarım işçilerinin temel haklardan yararlanmalarını sağlayacak yasal düzenlemeler bir an evvel yapılmalıdır.

 Güvencesiz, kayıt dışı çalışmaya son verilmeli, herkese güvenceli iş olanakları sağlanmalıdır.

Çocukların mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılmasının önüne geçilmelidir.

Kadın mevsimlik tarım işçilerinin üzerlerindeki bakım yükünü kaldıracak çözümler üretilmeli, sağlık sorunlarının çözümü için özel politikalar uygulanmalı, kadın işçilerle erkek işçiler arasındaki ücret adaletsizliği giderilmelidir.

Tarım işçilerinin tehlikeye açık araçlarla fazla sayıda taşınmasının önüne geçilmeli, araçların trafik denetimi sağlanmalıdır.

Bizler evde sokakta ya da çalıştığımız yerlerde kadınlar olarak yaşadığımız baskı, şiddet ve sömürünün arkasında erkek egemen kapitalist düzen olduğunu biliyoruz. Dilimiz, rengimiz, etnik kökenimiz, inancımız farklı olabilir, çalışma alanlarımız farklı olabilir ama maruz kaldığımız sömürü aynıdır. Bizi yok sayan, emeğimiz ve bedenimiz üzerine çöreklenen bu erkek egemen tahakkümü, bulunduğumuz her noktada örgütlenerek ve dayanışma ilişkilerimizi güçlendirerek ortadan kaldıracağız.

Fabrikada, hastanede, okulda büroda evde ya da tarlada fark etmez çalıştığımız her yerde bu tahakküme sessiz kalmıyor, isyan ediyor ve mücadeleyi yükseltiyoruz.  

Emeğimiz, bedenimiz kimliğimiz bizim.

Yaşasın Kadın Dayanışması!

KESK 4.Kadın Meclisi toplantısı 18-19 Ekim 2014 tarihlerinde Ankara Eğitim Sen Genel Merkezinde yapıldı. Sendikamızı temsilen Merkez Kadın Sekreteri Alev EMRE, Ankara Şube Kadın Sekreteri Bahar KARAKAŞ ULUĞ ile Adana Şubeden üyemiz Devlet GÜL SÖZBİR tarafından katılım sağlandı.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 3

29 ARALIK 2015 GREVİ SAVUNMA ÖRNEĞİ (Üye Olanlar için)

29 ARALIK 2015 GREVİ SAVUNMA ÖRNEĞİ (Üye olmayanlar için)

 12-13 EKİM SAVUNMA ÖRNEĞİ | ÜYELERİMİZ İÇİN SAVUNMA ÖRNEĞİ - İNDİRMEK TIKLAYINIZ

12-13 EKİM SAVUNMA ÖRNEĞİ |  ÜYE OLMAYANLAR İÇİN SAVUNMA ÖRNEĞİ - İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

BTS KADIN KOMİSYONU'NDAN

BT|S| YAYINLAR