ULUSLAR ARASI SENDİKAL KONFERANS SONUÇ BİLDİRGESİ |
Uluslararası Sendikal Konferans, 23–25 Mayıs 2008 tarihinde 14 ülkeden sendikalar, sendikacılar, temsilciler ve ileri işçilerin katılımıyla Gönen-Türkiye'de toplanmıştır.
Konferansımız, işçi sınıfı ve sendikal mücadelenin sorunlarını, taleplerini, mücadele deneyimlerini tartışmış, sermayenin saldırıları karşısında izlenecek örgütlenme ve mücadele çizgisi konusunda değerlendirmelerde bulunmuştur.
Uluslararası sermayenin azami karını artırmak amacıyla hemen hemen tüm ülkelerde benzer saldırıları gerçekleştirdiği açıklık kazanmıştır. Nitekim konferansımız boyunca çeşitli ülkelerden sendikacıların; kendi ülkelerindeki kamusal hizmetlerin tasfiyesi, esnek çalışma uygulamaları, reel ücret seviyelerinin düşürülmesi, sosyal güvenlik saldırıları, özelleştirmeler ve daha birçok uygulamaya ilişkin yaptığı açıklamalar bu gerçekliği ortaya koymuştur.
Öte yandan saldırıların bu özelliği, enternasyonal dayanışma ve ortak mücadeleye olan ihtiyacı düne göre daha yakıcı pratik bir sorun haline getirmiştir.
İşbirlikçi, “sosyal diyalog”cu sendikal çizgi ve anlayışın bir çıkmaz sokak olduğu saptanmıştır. Konferans süresince yürütülen tartışmalar; sendikaların işçilerin örgütlenme ve mücadele merkezleri olarak yeniden ayakları üzerine dikilmesinin mümkün olduğunu göstermiştir. Çeşitli ülkelerde yaşanan ve konferans süresince aktarılan deneyler, bu durumun somut temellerine işaret etmiştir. Bugün bu sorumluluğun, mücadeleci sendikacılığı benimseyen sendikacı, temsilci ve ileri işçilerin öncelikli görevleri arasında olduğu konusunda hemfikir olunmuştur.
11 Eylül saldırıları sonrasında başta ABD olmak üzere, AB, NATO ve diğer politik ve askeri kurumlarca sürdürülen “teröre karşı savaş” konsepti, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede milliyetçi, ırkçı fikir ve uygulamaların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Öte yandan, emperyalist güçler, Asya'dan Ortadoğu’ya, Doğu Avrupa'dan Latin Amerika'ya kadar askeri yöntemler de dahil olmak üzere, her türlü aracı devreye sokarak, egemenliklerini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Bu durum, her ülkede bütçeden silahlanmaya ayrılan payın artmasına, siyasal özgürlükler ve demokratik hakların kısıtlanmasına da neden olmaktadır.
Uluslararası sermaye cephesi bu süreci, işsizliğin ve yoksulluğun esas nedenini gizlemek, anti demokratik yasaları çıkarmak ve ülkelerin egemenlik haklarını çiğnemek için kullanmaktadır. Konferansımız, her türlü ırkçı düşünce ve uygulamalara, sermayenin sınıfı bölme ve halkları köleleştirme politikalarına karşı olduğunu vurgular.
Konferans süresince yürütülen tartışmalarda özellikle vurgulanan noktalar şunlar olmuştur:
Tüm ülkelerde örgütlenme özgürlüğünün sağlanması, sendikal hak ve özgürlükler önündeki engellerin kaldırılması, sendikalar ve sendikacılar üzerindeki baskılara son verilmesi, tutuklu sendikacıların serbest bırakılması, Çalışma koşullarının düzeltilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin eksiksiz olarak uygulanması sağlanarak iş kazalarının önüne geçilmesi, Tüm ülkelerdeki ücretlerin baskılanmasına yönelik girişimlere karşı, başta ücretler ve sosyal haklar olmak üzere, sendikal ve siyasal hakların genişletilmesi doğrultusundaki mücadelenin yükseltilmesi, Sosyal güvenlik, emeklilik yaşının yükseltilmesi, başta eğitim ve sağlık olmak üzere tüm kamu hizmetlerinde yaşanan özelleştirmelerin durdurulmasına dönük mücadelelerin geliştirilmesi; parasız eğitim ve sağlık taleplerinde ısrar edilmesi; AB’nin emperyalist politikalarına ve AB konvansiyonuna karşı referandum talebiyle verilen mücadelelerin yaygınlaştırılarak güçlendirilmesi, Sendikaların, özellikle güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırılan kadın ve genç işçilerin örgütlenmesine özel önem vermesi, Sermayenin, işçileri bölerek birbirleriyle rekabetine yol açan farklı statü ve ücret sistemlerine karşı, “eşit işe eşit ücret” talebiyle mücadele edilmesi, İşsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadele ve işsiz kitlelerin örgütlenmesi konusuna sendikaların özel önem vermesi, Kadınların çalışma yaşamında karşı karşıya kaldığı sorunların çözümlenmesi ve cinsiyet ayrımcılığına son verilmesi, Her türlü esnek çalışma biçiminin ve taşeronlaştırmanın yasaklanması için mücadelenin yükseltilmesi, tüm ülkelerde normal iş gününün korunması; Normal iş günü temelinde kalıcı, güvenceli ve sigortalı iş ilişkilerinin korunması ve yaygınlaştırılması için mücadele edilmesi; İşsizliğe karşı mücadelenin de bir yolu olarak, çalışma sürelerinin tam ücret ve personel alımı karşılığında kısaltılması, Sendikaların çeşitli ülkelerde uygulanmaya başlayan ve işçi sınıfını bölmeyi hedefleyen (etnik farklılıkların ön plana çıkarılması, göçmen işçilere karşı yerli işçilerin kışkırtılması vb şekillerde) her türlü ayrıştırıcı politika karşısında, işçi sınıfının birliği ve kardeşliğinin güçlendirilmesi, Bütünüyle kar amaçlı kapitalist üretimin neden olduğu çevre tahribatına karşı duyarlılığın yükseltilmesi ve özellikle büyük tekellerin başta su olmak üzere doğal kaynaklara el koyma girişimlerine karşı konulması.
Konferansımız sonucunda, katılımcı ülkelerin sendikacıları arasında yukarda belirtilen konularda ortak bir mücadele anlayışı olduğunun tespiti yapılmıştır.
Konferansımız, bir sonraki sendikal konferansı örgütlemeyi önüne hedef olarak koymuş, konferans sırasında sağlanan ilişkilerin güçlendirilerek sürdürülmesini, bunun için gerekli iletişim araçları ve dayanışma pratiklerinin geliştirilmesini kararlaştırmıştır.
İşçiler, emekçiler ve ezilen halklar emperyalist kuşatma altında mücadele ve direnişlerini sürdürmektedir. Konferansımız, başta Latin Amerika, Ortadoğu ve Asya'da olmak üzere, dünyanın her yerindeki antiemperyalist direniş ve bağımsızlık mücadeleleri ile dayanışma içinde olduğunu belirtir; ulusların kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterilerek, Irak ve Afganistan’daki emperyalist işgalin derhal sonlandırılmasını, Filistin halkının bağımsızlığını ve Kürt sorununun eşit haklar temelinde demokratik çözümünün sağlanmasını talep eder.
Konferansımız, İran yedi tepe şeker üretici işçileri’nin, Türkiye’de Tuzla, Yörsan, Desa ve TEGA işçilerinin, İtalya’da Fiat ve Alfa Romeo işçilerinin mücadelesi başta olmak üzere, tüm dünyadaki işçi grev ve direnişleri ile dayanışma içerisinde olduğunu, Mısır’da Mahalla direnişi sonrasında tutuklanan, İran’da tutuklu bulunan Mansour Osanlou gibi sendikacı ve işçilerin, derhal serbest bırakılmasını talep eder.
Yaşasın İşçi Sınıfının Birliği ve Uluslararası Dayanışması!
Konferanstan Özetler;
Sanki aynı ülkede yaşıyorlar
Farklı ülkelerden temsilciler konuştu. Kapitalist sistemin çalışma koşulları en çarpıcı haliyle gözler önüne serildi
Esnek çalışma, düşük ücret, yoksulluk, iş kazaları, taşeronlaştırma, özelleştirme, işsizlik, sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik hakkının gaspı, emekçilerin bölünmüşlüğü…
Gönen'de toplanan 4. Uluslararası Sendikal Konferans'a değişik ülkelerden katılan tüm sendikacılar, hemen hemen aynı sorunları dile getirdiler. Çözüm önerileri de aynıydı: Saldırılara karşı birlikte mücadelenin hayata geçirilmesi ve dayanışmanın yükseltilmesi!
Gönen'de toplanan 4. Uluslararası Sendikal Konferans'ın dün gerçekleştirilen "Sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırıları" başlıklı ilk oturumunda, sinevizyon gösterimi ve divan seçiminin ardından delegeler söz aldı.15 ülkeden 300 kişi katıldı
Gönen’de bulunan Birleşik Metal-İş Sendikası Kemal Türkler Sosyal Tesisleri’nden toplanan Dördüncü Uluslararası Sendikal Konferans’a 15 ülkeden 300 delege katıldı. Konferans için Gönen’e gelen sendikacılar ve ileri işçiler, önceki gün verilen kokteylde tanıştılar. Kokteylde konuşan KESK Genel Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Fevzi Ayber, konferansın saldırıların arttığı bir dönemde toplandığını belirtti. Tek merkezli saldırılara karşı ortak mücadelenin şart olduğunu kaydeden Ayber, konferansın sonuçlarının dünyadaki bütün emekçilere iletileceğini ve uluslararası saldırılara karşı birleşik mücadelenin örgütleneceğini kaydetti.Emek ile sermaye arasında empati olamaz
Konferansın açılış konuşmasını, ev sahibi Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu yaptı. Konferansla birlikte bir anlamda aynayı kendilerine tutacaklarını ve özeleştiri vereceklerini ifade eden Serdaroğlu, pek çok sendikanın sermayenin rekabet gücünü artıracak, onların önündeki engelleri kaldıracak araştırmalar yaptığını anlattı. “Çin’de yaşanan vahşet hepimizi bekliyor” diyen Serdaroğlu, “sendikacılar kendilerini sermayenin yerine koyunca, empati yapınca bu sonuçların çıktığını, böyle bir empatinin her zaman emekçilerin zararına olacağını” ifade etti. Emekçiler arasında birliği bozacak ayrımların sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Serdaroğlu, mevcut sistemin ekonomik olanla sendikal olanı birbirinden ayırdığını, “rekabet” gerekçesiyle işçilere güvencesiz, esnek çalışmanın ve düşük ücretin dayatıldığını söyledi. Ekonomik olanla politik olan arasına da duvar çekildiğine ve emekçilerin politik alandan uzaklaştırıldığına işaret eden Serdaroğlu, “Aslında emek ile sermaye arasındaki çatışma kadar politik başka bir şey var mı? Ne ekonomi ne de politika toplumsal yaşamdan bağımsız değildir. Marks’ın isnat ettiği gebe eknomi politiğin alanına giriyor. Bu nedenle sendikalar her iki alana da müdahale etmek zorundadır” dedi. Serdaroğlu emek örgütlerini sosyal diyalogcu anlayışa son vermeye ve böl-parçaya-yönet taktiğine karşı çıkmaya çağırdı.
Mücadeleyi yükseltmeliyiz
KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul ise emekçilerin ciddi bir ideolojik bombardımana tutulduğunu belirterek, “İdelojilerin sonu geldi”, “Sınıf kavgası yok”, “Yeni dünya düzeni” denerek 21. yüzyılın uzlaşma çağı olacağının söylendiğini hatırlatan Tombul, “Yani taleplerimizden vazgeçmemizi istiyorlar. Mücadeleden vazgeçmemizi istiyorlar. Uzlaşı sermayenin istediği noktada bir uzlaşıdır” dedi. Ekonomik mücadelenin verildiğini ancak bunun politik mücadeleyle bağının kurulması gerektiğini dile getiren Tombul, “İdeolojik hegemonyaya karşı mücadele vermeden emek örgütlerinin başarıya ulaşması mümkün değildir” diye konuştu. Küreselleşmenin mağduru olan diğer toplum kesimleriyle bir araya gelmek gerektiğine dikkat eken Tombul, “Sosyal devlet düzeninden kalma hakları korumaya çalışıyoruz ama artık buna geri dönmek zor. Sistemle hesaplaşmamız gerekir” dedi. Emek hareketinin Kürt sorunu gibi konuları da kavraması gerektiğini belirten Tombul, “Uluslararası dayanışma ancak kendi ülkelerimizdeki mücadeleyi yükseltmekle mümkündür” diye konuştu.
İtalya delegasyonundan CGL Sendikası adına gelen Giggi Droozedari, başa gelen hükümetlerin aynı saldırıları sürdürdüğünü söyledi. Kayıtdışı çalışma, sosyal güvenliğin tasfiyesi, işçi ücretlerinin düşürülmesi ve sömürünün artması, emekli maaşlarından kesintiye gidilmesi gibi sorunlardan söz eden Droozedari, İtalya'nın ücretler konusunda 19. sıradan 24. sıraya gerilediğine dikkat çekti. Ülkelerinde 3 milyon ailenin yoksulluk sınırında olduğunu, 2.5 milyon ailenin de yoksulluk tehdidi altında bulunduğunu ifade eden Droozedari, işçi ailelerinin üçte birinin ay sonunu getiremediği için borçlandığını; yeterli beslenememe, ısınamama, giyinememe gibi sorunların giderek arttığını kaydetti.
İtalya'da da özelleştirmelerin gündemde olduğunu, sermayenin işçi ücretlerinin düşük olduğu ülkelere gittiğini ya da "başka ülkelere gitme" tehdidiyle ücretleri baskılayarak kazanılmış hakları gasp ettiğini anlatan Droozedari, "Mücadeleci kesimlerden başlayarak saldırılara karşı direnişi örgütlemeliyiz" diye konuştu.
Politik bir mafya yönetimi
Tunus Sağlık Emekçileri Sendikası Mohamed Syoud, tüm dünyada olduğu gibi kendi ülkelerinde de saldırıların pervasız bir şekilde sürdüğünü dile getirdi. "Uluslararası sermaye ile yerel hükümet işbirliği içinde bunu gerçekleştiriyorlar" diyen Syoud, yaşadıkları sıkıntıları şöyle sıraladı: Özelleştirme, kitlesel işsizlik, ücretlerin düşürülmesi, sermaye sahiplerine ve özel sektöre sürekli kolaylıkların tanınması.
Örgütlenme ve diğer demokratik özgürlükleri kullanamadıklarını ifade eden Syoud, Tunus'ta "politik bir mafya yönetiminin olduğunu" ifade etti. Sendikal bürokrasinin devletin uygulamalarına destek verdiğini belirten Syoud, konferansta saldırılara karşı politik kararların alınmasını istedi.
Yasalar ayak bağı olmamalı
Tek Gıda-İş Sendikası İstanbul 10 No'lu Şube Başkanı Muzaffer Dilek de TEKEL başta olmak üzere özelleştirmeleri ve örgütlenme çalışmalarında yaşanan sıkıntıları anlattı. Yasaların yetersizliğine sığınmadan arkalarına işçilerin gücünü alarak yollarına devam ettiklerini, bu nedenle de polisin ve patronların çeşitli baskılarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Dilek, "Danone'de sözleşme düzenine geçmemiz 5 yıl sürdü. Ant Gıda'da 3 yıl, Dandy'de 6 ay. Şu anda Yörsan'da işçiler 6 aydır direniyor" dedi. Dünyada ve Türkiye'de sendikalaşma ihtiyacının giderek arttığına işaret eden Dilek, artan işsizliğe dikkat çekerek, sendikaların bu kesimleri de örgütlemesi gerektiğini söyledi.
Emperyalizme karşı mücadele
BES Genel Sekreteri Döndü Taka Çınar ise Türkiye'de özellikle kayıtdışı çalışanlar arasında yaygın olan 14 saat çalışma ile ücretlerin düşürülmesi politikalarına değindi. Emekçilerin haklarına saldıranların bir yandan da savaş ve işgal politikalarını sürdürdüğünü ifade eden Çınar, ulusal soruna da değindi. Konfederasyonları KESK'in Kürt sorununun demokratik çözümünü istediği için kışkırtmalarla bölünme noktasına getirildiğine dikkat çeken Çınar, emek hareketinin bu sorunları da sahiplenmesini istedi. Çınar, konferanstan emperyalizme karşı mücadele kararlılığı ile çıkılması gerektiğini belirtti.
Dizginlerinden kurtulan kapitalizm
Ver.di Hamburg Şubesi'nden gelen Almanya delegesi Olaf Harms, sosyalist ülkelerin çökmesinin ardından kapitalizmin dizginlerinden kurtulduğunu belirterek, AB Konseyi'nin 2000 yılında Lizbon'da yaptığı toplantıda çalışma koşullarının esnekleştirilmesi ve ağırlaştırılması, özelleştirmeler, kamu hizmet ve yardımlarının yok edilmesi kararlarının alındığını hatırlattı. O günden bu yana saldırıların arttığını Almanya'da emeklilik yaşının 67'ye çıkarıldığını, taşeronlaştırmanın hızlandığını söyledi. Türkiye'de "sosyal diyalogcu" denilen sendikaların Almanya'da "İş İçin Birlik" sloganı altında mücadeleyi baltaladığını kaydeden Harms, tabandaki mücadele isteğinin bu sendikalar tarafından dikkate alınmadığını belirtti.
İşçi sınıfının iktidarı
Yunanistan’dan PAME Larissa Temsilcisi ve Yunan Komünist Parti Milletvekili Tsiogas Dimitris, işçi sınıfına boyun eğdirmek isteyen sermayenin kimi sendikacıları buna alet ettiğini dikkat çekerek, emekçilerin sermaye ile uzlaşmadan kendi iktidarı için mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.
Birleşik Metal-İş'in örgütlü olduğu Dostel Fabrikası'nın İşyeri Temsilcisi Kamil Yakut, işçi sınıfının sorunlara karşı atılım içine girmesi ve bu atılımın işçi sınıfının iktidarı doğrultusunda olması gerektiğini söyledi.
Petrol-İş Bandırma Şube Başkanı Recep Gökdeniz de mücadeleci sendikacıların ve ileri işçilerin "yukarıdan beklentiye girmeden, 89'da olduğu gibi mücadeleyi tabandan örgütlemesi gerektiğini" söyledi. Gökdeniz, kapitalizme ve emperyalizme karşı olmadan işçi sınıfına yönelik saldırıların durdurulmayacağını vurguladı.
İşgal ve savaşlara karşı
Kıbrıs Rum Kesimi'nden gelen Tüm Emek Federasyonu Temsilcisi Antonis Shiathas tüm dünyada emekçiler için zor bir dönem yaşandığını ifade etti. Küreselleşme adı altındaki bu düzenin emekçilere zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını ifade eden Shiathas, işgal ve savaşlara karşı çıkılması çağrısında bulundu.
Petrol-İş Aliağa Şube Yöneticisi ve PETKİM İşyeri Baştemsilcisi İsmail Doğan işçiler arasında ayrım yapmadan, doğru bir önderlikle bir araya getirmek gerektiğini, ancak böyle bir birlikle işçileri mücadeleye sevk etmenin mümkün olacağını kaydetti.
Eğitim Sen üyesi Hasan Toprak ise emekçilerin sözleşmeli, kadrolu, geçici gibi değişik statülere bölündüğünü anlattı. Başta sosyal güvenlik ve sağlık olmak üzere her alanda saldırıların sürdüğünü belirten Toprak, 16 Haziran'da tersane işçilerinin gerçekleştireceği grev için dayanışma çağrısında bulundu. Toprak, Türkiyeli sendikacıların Kürt sorunu karşısında da daha sağlam durması gerektiğini sözlerine ekledi.
Belediye-İş 2 No'lu Şube adına sunum yapan Selvi Dönmez de mücadele çağrısında bulundu.
Patronların birliğine karşı işçilerin dayanışması!
15 ülkeden bir araya gelen mücadeleci sendikacılar ve ileri işçiler patronların ortak saldırılarına karşı dayanışma çağrısında bulundu
4. Uluslararası Sendikal Konferans önceki gün yapılan konuşmaların ardından sona erdi. Konferansın son oturumunda “Uluslararası dayanışma” ele alındı. Konuşmacıların büyük bölümünün Marks’ın kaleme aldığı Komünist Manifesto’nun sonunda yer alan “Bütün dünyanın işçileri ve ezilen halkları birleşin” sözüne atıfta bulunduğu otururumda, sermayenin tüm dünyada hayata geçirdiği saldırılara karşı işçi ve emekçilerin de dayanışma içinde mücadele etmesi gerektiği dile getirildi. Konuşmacılar bu birliğin sağlanmasında konferansın önemli bir işlev gördüğünü dile getirdiler.
Zinciri kırmalıyız
Hindistan’da parçalı sendikal yapıyı birleştirme iddiasıyla ortaya çıkan ve bu konuda başarı elde eden Yeni Sendikal İnisiyatif Başkanı Ashim Roy, emperyalizmin sömürünün en yüksek olduğu bölgelere kaçtığını ve Hindistan’ın da bu bölgelerden olduğunu söyledi. Bu uygulamanın bir sonucu olarak dünyada yetersiz beslenen nüfusun yüzde 30’unun Hindistan’da yer aldığını anlatan Roy, “Sendikaların buna karşı ortak bir stratejisi olmak zorunda. Eğer bu zinciri kırabilirsek büyük bir iş başarmış oluruz” dedi. Tüm dünyada emekçilerin yaşanabilecek ücret alması için mücadele edilmesi gerektiğini anlatan Roy, göçmen işçilerin sorunlarını anlatarak, “Tüm işçiler eşit saygıyı görene kadar bu mücadele sürmeli” dedi.
Zafer dolu bir grev
Mısır’da en son grev yaşanan El Mahalla’dan gelen Fatma Ramadan, tekstil işçilerinin zafer dolu bur grev gerçekleştirdiğini söyledi. 2006 yılından bu yana tutuklamalara ve tüm baskılara karşın grevler ve oturma eylemleri ile işçilerin haklarını aradığına dikkat çeken Ramadan, grevin ve uluslararası dayanışmanın etkisiyle hükümetin işçilerin belli taleplerini kabul etmek zorunda kaldığını söyledi. Daha önemlisi işçilerin grev yapabileceğini öğrendiğini anlatan Ramadan, grevlerin 2006 yılından bu yana giderek arttığını söyledi. Baskı ve şiddetin de işçilere geri adım attırmadığını anlatan Ramadan, bu sürecin aynı zamanda işçileri sendikal bürokrasiden de kopardığını anlattı. Ramadan tutuklanan işçi ve sendikacılarla dayanışma çağrısında bulundu.
Dayanışma çağrısı
Yunanistan’dan Tüm Mücadeleci İşçiler cephesi (PAME) adına yapılan sunumda ise dayanışmanın önemine vurgu yapıldı.
Saldırılara sessiz kaldıkça baskıların arttığını belirtilen sunumda, “Sermaye Asya ve Afrika’da dayattığı koşulları yaymaya çalışıyor” dendi. Sunumda PAME’nin her zaman dayanışma içinde olacağı belirtildi.
Petrol-İş Bandırma Şubesi’nden Yıldırım Dinçer, dünyada sağlanan patronların birliğine karşı işçilerin birliğinin sağlanması gerektiğini söyledi. Yerellerde kalındığı ve birlik sağlanamadığı sürece başarının da elde edilemeyeceğini ifade eden Dinçer, konferanstan çıkan kararların sahiplenilmesi ve tabana iletilmesin gerektiğini söyledi.
Ortak eylemler örgütlenmeli
Tunus Sağlık Emekçileri Sendikası’ndan Mondher Khalfaoui, işten atılan işçilerin iş bulamadığını ve bu nedenle mücadelenin içine girmekte zorluk çektiğini söyledi. Yasaların işçilerin mücadelesi önünde engel olduğunu söyleyen Khalfaoui, yasaları değiştirmek için mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Ortak talepler için toplumun diğer kesimleriyle de birlikte olmak gerektiğini ifade eden Khalfaoui, işçilerle daha yakın ilişkiler kurulmasını ve işçilere yakın kişilerin sendika yönetimlerine gelmesini istedi. Sabırlı bir çalışma sonucu işçilerin hükümet, patron ve polis korkusunu yendiğini söyleyen Khalfaoui, “Konferansta deneyim aktarımının yanı sıra ortak eylemler örgütlemeliyiz” dedi.
İtalya’dan COBAS Sendikası adına konuşan Francesco Rizzo, işçilerin milliyet, din gibi konular kullanılarak bölündüğüne dikkat çekerek bu bölünmelerin birlikte mücadele ve dayanışma ile aşılacağını kaydetti.
Eşit hak talep edilmeli
SES Aksaray Şube Başkanı Songül Beydilli aşırı sömürüye, özelleştirmelere, grev ve TİS yasaklarına karşı ortak tüm ülkelerde emekçilerin eşit haklara sahip olması talebinin dile getirilmesi çağrısında bulundu. Aynı şubeden söz alarak konuşan Hüseyin Fidanboy, sendikaların toplumun her kesimindeki emekçilerle birleşmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Güven Boğa, Adana’da TEKEL işçilerinin mücadelesinden örnek vererek dayanışmanın mücadeleyi güçlendirdiğini ifade etti.
Yerel platformlar
Tüm Bel-Sen Anakara 2 No’lu Şube Başkanı Satı Burunucu Çalı, “Uzlaşmacı sendikacılık anlayışı artık iflas etmiştir. İşyerlerinde örgütlenmek ve tek merkezli saldırıya karşı durma zamanı gelmiştir. Burada görev yerel platformlara düşmektedir” dedi. Kurulan yerel platformların çok iyi işler yaptıklarını kaydeden Çalı, bu platformların yayılması gerektiğini ifade etti.
Eğitim Sen İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Nebat Bükrek, tabanın taleplerini mücadeleye dönüştürmek zorunda olduklarını belirtti. Bükrek, bu mücadeleden başarıyla çıkılmasının bir diğer koşulunun da kadınların mücadelenin içine katılması olduğunu söyledi. Patronların üretimi farklı ülkelere yayarak mücadeleyi etkisizleştirdiklerini belirten Bükrek, bu nedenle uluslararası alanda da ortak mücadele etmek zorunda olduklarını söyledi.
1 Haziran mitingine çağrı
Eğitim Sen Diyarbakır Şube Yöneticisi Yusuf Karataş, dünyada emperyalistler ve onların işbirlikçileri tarafından kışkırtılan milliyetçiliğe dikkat çekerek “Türkiye’de milliyetçi kalıpları yıkmayan bir sendikanın başarılı olma şansı yoktur. Kürt sorununa sahip çıkmayan bir işçinin kendi sorununu çözme şansı yoktur” dedi.
BTS Genel Başkanı Yunus Akıl da işçilerin birleştiği yerde ezilen halklar yoksa o birliğin eksik kalacağını anlattı.
İstanbul’da 1 Haziran’da yapılacak Barış Mitingi’ne çağrı yapan Akıl, sözlerini “Yaşasın halkların kardeşliği” diyerek bitirdi.Örgütlenme deneyimleri aktarıldı
Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu Dostel Fabrikası İşyeri Temsilcisi Selçuk Balcı, işyerinde hazırlık komitesi oluşturarak konferansa geldiklerini söyledi. Sendikalaşma için işyeri komiteleri kurduklarını dile getiren Balcı, işçilerin en yakıcı talebinden başlayarak örgütlenmek gerektiğini söyledi. Kendi örgütlenmelerinin yemekhaneden başladığına dikkat çeken Balcı, “İşveren yemeği seçer, işçi ne verilirse yer sözü bizim örgütlenmemizin başlangıcı oldu” dedi.
Saldırıları püskürtmek için güç olmak gerektiğini dile getiren SES Şişli Şube Başkanı Rabia Tuncer, konferansın bunun adımı olduğunu dile getirdi. Sendikal bürokrasinin “Taban eyleme hazır değil” diyerek mücadeleden kaçtığını anlatan Tuncer, işyerlerinde statü ve işkolu ayrımı yapmadan ortak örgütlenerek mücadelenin örülmesi gerektiğini belirtti.
İspanya’dan Seat WV işyerinden gelen Richard Juan Esrich, kapitalizmin krizden çıkmak için işçi haklarına saldırdığını belirtti. Esrich, saldırıların hüskürtülmesi için sendikal bürokrasinin aşılması gerektiğini dile getirdi.
Kırmızı ve beyaz et söktürende örgütlü sendikanın temsilcisi olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan İngiltere Gıda İşçileri Sendikası Londra Temsilcisi Erkan Ersoy, örgütlenme çalışmalarından örnekler verdi. İş kollarında farklı etniklerden işçilerin olduğunu ve bunların bir araya gelmesinin zor olduğunu anlatan Ersoy, “Mesela kantin ücretleri yüksek olduğu yerde işçileri önce ücretlerin aşağıya çekilmesi mücadelesinin içine katıyoruz. Kampanyalar düzenliyoruz. Ayrı duran işçiler bu mücadelede birleşiyor daha sonra sendikaya üye yapıyoruz” diye konuştu.
İstanbul Çağlayan’dan tekstil işçileri adına konuşan Derya Kaya, çalışma sürelerin çok uzun olduğunu, buna karşılık sık sık ücretsiz izinlerle yüz yüze kaldıklarını ifade etti. Kaya, “Buradan sendikalara sesleniyorum Çağlayan’daki işçileri örgütleyin” dedi.
Birleşik Metal-İş Bursa Şubesi adına konferansa katılan Asil Çelik işçisi Burak Kurtoğlu, genç işçilerin eğitimine önem verilmesini istedi. Gençlerin örgütlenmesi ve hakları konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kurtoğlu, bilinçli olmadıkları için esnek çalışmayı fark etmeden kabullendiklerini kaydetti.
Tek Gıda-İş’e üye oldukları için işten atılan ve direnişte olan Yörsan işçileri adına konuşan
Mehmet Karaman patronun çıkarlarına ters bir hareket yapınca kendilerinin kapının önünde bulduklarını, sadece sendikalı ve daha iyi koşullarda çalışmak istedikleri için işten atıldıklarını söyledi. Karaman, direnişlerinin 175. gününde olduklarını, diğer sendikalarının desteğinin önemli olduğunu söyledi.
Genel-İş İzmir 3 No’lu Şube adına konuşan Can Bahadır, özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırıları ile yüz yüze olduklarını, bu saldırıları boşa çıkartmak için taşeronlarda örgütlenmek sorunda olduklarına dikkat çekti.
“Üretici köylünün örgütlenmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde inançları kalmadı” diyen Tüm Köy-Sen Yöneticisi Satılmış Başkavak, ileri dönemde kente olacak olanların köylerinde sendikal mücadelenin içinde olmasının kentte de aynı bilinçle harekete edeceğini göstergesi olduğunu vurguladı.Irak’ta ABD’ye karşı mücadele
Irak Petrol İşçileri Federasyonu adına konuşan Ali Kayis Irak’ta sendikaların birbirleriyle olan ilişkilerinin iyi olduğunu, ortak mücadeleler örgütlediklerini söyledi. Sendika olarak üyelerinin ücretlerinin yükseltilmesi ve konut sorunun çözülmesi için mücadele ettiklerini dile getiren Ali Kayis, ABD işgali nedeniyle çalışma koşullarının kötüleştiğini, kaçak işçi çalıştırıldığını bunlara karşı iki gün grev yaptıklarını kaydetti. Kayis, işgal güçlerinin petrolü kendi şirketlerinin işlemesi için yasa çıkarttığını, buna karşı mücadele ettiklerini anlattı.
Irak Petrol Bakanlığı’nın sendikalarının örgütlenmesini engellemeye çalıştığını belirten Kayis, “Eylemlerimizle örgütlenmenin önündeki engelleri aşıyoruz. Bunları diğer sendikalar ile birlikte yapıyoruz. Uluslararası destek bizi güçlendirecektir” diye konuştu. Kayis, konferansın işçi sınıfının davasına hizmet etmesini temenni ederek konuşmasını bitirdi.