TÜRKİYE’DE ÇALIŞMA YAŞAMINDA KADIN
Ülkemizde; gerek Kamu sektöründe, gerekse de özel sektörde kadın işgücü, ülke çalışanlarına oranla çok düşük olup, kadın emeği daha çok vitrine yönelik işlerde kullanılmaktadır. Bu gerçeklik, erkek egemen kültür ile sermayenin işgücüne bakış açısının birleştiği ve ana kaynak olan kapitalist ekonomi ve kültürünün sonucudur. Çalışma yaşamındaki kadın sorununun kaynağında cins ayrımından doğan eşitsizlik vardır. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde, kadın ve erkek çalışan sayısı sektörler arasında farklılık gösterse de kadın çalışan sayısı erkeğe göre her zaman daha az düzeydedir.
Bunun nedeni toplumun sosyoekonomik ve sosyokültürel açıdan ataerkil toplum yapısından kaynaklanır. Bu toplum yapısına göre; çalışan kişi erkek, evde olması gerekense kadındır. Kadın eğer çalışacaksa da, kendisine yüklenen asli görevlerini aksatmamak şartıyla aile ekonomisine katkıda bulunmak için daha az üretken olan, fazla sorumluluk gerektirmeyen, zaman almayan sektörlere itilmiştir. Bu durum, az gelişmiş ülkelerde tarım ve hizmet, gelişmekte olan veya gelişmiş ülkelerde hizmet sektörlerinde yoğunlaşma yaratmıştır..
Ülkemizde kadınlar hizmet sektöründe memur, banka görevlisi, ebe, hemşire, odacı, hastabakıcı, hostes, sekreter, öğretmen, gişe memuru vs. gibi düşük ücretli, yükselmeye kapalı, yaratıcı yönü olmayan, geleneksel rollerinin uzantısı olan, kadının fizik görüntüsünden yararlanmaya yönelik mesleklere yönlendirilmekte ve buralarda yoğunluk sağlanmaktadır. Kamu sektöründe çalışan kadınların en çok bulundukları sektörler; sağlık bakanlığı, milli eğitim bakanlığıdır. Bu alanlardaki yoğunlaşma sorunlar açısından baz değildir. Bütün kamu sektörlerinde çalışan kadınların sorunları hemen hemen ortaktır. Kamu personel rejiminde ortaya çıkan haksız ve eşitsiz uygulamalar da en çok kadınları etkilemektedir. Her şeyden önce kamuda hala bazı mesleklere kadınlar alınmamaktadır. Buna ana gerekçe olarak da, cinsiyet aşağılaması yapılmak suretiyle, kadınların bu tür görevler için yeterli bilgi ve enerjiyi gösteremedikleri ileri sürülmektedir.
Analığın kişisel bir hak, toplumsal bir işlev olarak kabul edilmemesi anlayışıyla birçok işyerinde kreşin bulunmadığı, regl durumlarında ihtiyacı olduğu halde izin verilmediği gibi bir de işyerinde cinsel taciz ve saldırganlığı yaşaması da kadınları iş yaşamından uzaklaştırmaktadır. Bu konuya detaylı olarak bakılması da sorunun tespiti açısından önemlidir.
CİNSEL TACİZ
Ataerkil toplum düzeninde daha da kendini gösteren erkek egemen anlayış kadınların ikinci sınıf vatandaş sayılmasını, ezilmesini ve sömürülmesini olanaklı kılmaktadır. Bu anlayış, kadını bir birey olmaktan öte, bir eşya gibi, daha da önemlisi cinsel obje gibi görmektedir.
Sosyal yaşam içerisinde özellikle de çalışma yaşamında kadınların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de cinsel tacizdir.
İşyerlerinde yapılan cinsel tacizi sıralamak gerekirse;
-Gözle yapılan taciz
-Gereksiz yakınlaşma ve dokunma
-İşyerlerinde olmaması gereken resimlerin asılması
-İmalı sözler ve işaretler
-Fiziki görünüşle ilgili yorumlar veya bilerek küçük düşürücü davranışlarda bulunma bunların başında gelmektedir.
Bu durum, cinsel tacize uğrayan kadının işini terk etmeyi göze almasına ya da tacize cevap vermediği için işten atılmasına neden olabilmektedir. Bu durum çalışmayı göze alan kadının da işteki verimliliğini düşürebilmektedir. Bu insanlık dışı olaylar, sosyal açıdan aile içi tartışmalara ve boşanmalara neden olabilmektedir.
Bu realiteye karşı olan kadınlar, sivil toplumda ve sendikalarda örgütlenmeye başladıklarından beri, cinsel taciz konusunda açık tartışmalar ve deşifre etme anlayışını yaşama geçirmeye, böylece de taciz olayını, kadınların korkulu rüyası olmaktan çıkartmaya çalışmaktadırlar.
SENDİKAL ÖRGÜTLENMEDE KADIN
Kadının iş yaşamına katılımındaki sorun, örgütlenme sürecinde de yaşanmaktadır. Sendikal mücadeleye katılımdan, sendikaların yönetimlerinde yer almaya kadar, yine erkek egemen kültürün hakimiyeti söz konusudur.
Konuyu iş kolumuzdaki örgütlenme ve sendikamız BTS açısından ele almak gerekirse;
Kadın çalışanların örgütlülük oranı düşüktür
Çalışanların genelinde cinsiyet ayırımı konusu olmaksızın düşük olan örgütlülük oranı, sadece kadın çalışanlar açısından ele alındığında da benzerlik göstermektedir. Kurumumuzdaki kadın çalışanların %23’ü sendikamız üyesidir.
Örgütlü kadın çalışanların sendikal mücadeleye aktif katılımı çok düşük bir düzeydedir
Her ne kadar kadın çalışanları mücadeleye aktif olarak katmak için çeşitli çalışmalarda (Komisyonlar gibi) bulunsak da, mücadele sürecine kadın çalışanların katılımı çok düşüktür. Kadın çalışanlar sendikanın toplantılarına fazla katılım sağlamamakta, sendikal etkinlikler için görev alanların sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Kadın üyelerin bir çoğu yerel ve merkezi yürüyüşlere de katılmamaktadır. Bu noktada katılımın olmamasında; bu tip etkinliklerin genelde mesai saatleri dışında veya hafta sonları yapılmasından hareketle, durumun erkek egemen kültür ve aile yapısına dayandığı gerçeği atlanmamalıdır. Çünkü, çalışma saatlerinin dışında, evde de sömürü devam etmekte; temizlik, yemek, alışveriş, çocuk bakımı gibi ortak görevler kadınların üstüne zorla yıkılmaktadır. Kadınların demokratik mücadele saflarında çok fazla yer alamamalarının en büyük nedeni budur. Bütün bu zoraki sorumlulukların yanı sıra 24 saatin içine toplumsal mücadeleyi, sendikal mücadeleyi de sığdırabilen kadın çalışanlarımız parmakla gösterilecek kadar azdır.
Mücadeleyi yaşam içinde önemli bir yere oturtma konusunda da ciddi sıkıntılar vardır
Sendikamız üyesi olsun yada olmasın kadın çalışanların büyük çoğunluğunun eve bağlılığı üst düzeydedir. Kadın çalışanlar sendikal mücadelenin hassasiyetinin, yaşam içinde atlanamayacak bir önemi olduğunu kavrayamamaktadırlar. Konu bu noktada da erkek egemen kültüre ve aile yapısına dayanmaktadır. Çünkü genelde kadın çalışanların ekonomik özgürlüğe sahip olmaları aile bütçesine katkı sunmaktan öte olmayıp, iş yaşamının önemi, çalışıp çalışmamak, iş güvencesinin olup olmaması fazla önemsenmemekte, bu ciddi durum erkeklerin sorumluluğu gibi algılanmaktadır.
Bu duruş açısı ve eve bağımlılık, sendikal mücadeleye zaman ayırmayı yok denecek kadar az düzeye düşürmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu sorun da, sadece kadın sendika üyelerinde değil, cinsiyet ayırımı olmaksızın tüm üyelerde yaşanmaktadır.
Sendikamızda kadın yönetici yok denecek kadar azdır.
Sendikamızda 1996 yılına kadar kadın üyelerden az da olsa sendika yönetimlerinde görev alanlar olmasına rağmen, son yıllarda bu sayı çok düşmüştür. Son 3 dönemde Merkez Yönetim Kurulunda kadın yönetici yer almazken, şubelerimizde ise şuan, sadece Adana, İstanbul 1 Nolu, İstanbul 2 Nolu ve İzmir’de toplam 5 kadın yönetici görev almıştır. Yaklaşık 450 kadın üyenin mevcut olduğu sendikamızda, sayısı 70 olan tüm yönetimlerde sadece 5 kadın yönetici olması çok acı bir gerçektir.
Sendikamızda kadın sekreteryaları da oluşturulmuş olmasına rağmen, 5 tane kadın yönetici olması ciddi bir handikaptır. Her ne kadar kadın sekreteryalarının oluşturulmasından sonra, kadın sorunu ve örgütlenmesi konularında çalışmalar ivme kazandıysa da, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları ekonomik sorunlar nedeniyle gerçekleştirilemediği için henüz yeterli verim alınamamıştır.
Bu konuda kadın üyeler yeterli duyarlılığı göstermediği gibi, erkek üyeler de bu duyarlılıktan yoksundur. Sendikamızın politikaları arasında pozitif ayrımcılık mantığı pek de dillendirilmediği için, yönetimlerde kota uygulaması da söz konusu değildir.
Hal böyle olunca kadın üyeler sendikal politikaların belirlenmesinde ve uygulamasında “hakkında karar verilen olmaktan” yine kurtulamamaktadır.
Kadın komisyonları oluşturulamamıştır
Sendikamızın örgütlü olduğu demiryolu işkolundaki kadınlardan %23’ü sendikamıza üyedir. Bunlar da genellikle görev yerleri büyük kentlerde olan kadınlardır. Özellikle demiryolu sektörü faaliyetlerini Bölgeler bazında sürdürmekte olup, bunlar; Genel Müdürlük (Ankara), 1. Bölge (Haydardaşa-Istanbul), 2. Bölge (Ankara), 3. Bölge (İzmir), 4. Bölge (Sivas), 5. Bölge (Malatya) 6. Bölge (Adana) ve 7. Bölge (Afyon’)dur. Bu Merkezlerden kadın çalışanların ağırlıklı olduğu, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana illeridir. Bu gerçekliğe rağmen, SADECE İstanbul’da oluşturulmuş bir kadın komisyonu vardır. Bu durum da aşılması gereken sorunlar olarak karşımızda durmaktadır.
Sendikal eğitim gereklidir
Yukarıda geniş bir şekilde söz ettiğimiz sendikamızdaki kadın örgütlülüğünün eksiklerinden en önemlisi eğitimdir. Eğitim bilinçli örgütlülük için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Bu mantıkla yola çıkarak tüm bu olumsuzluklara ve olanaksızlıklara rağmen Sendikamızda kadınlara yönelik eğitim programları gerçekleştirmeye çalıştık. Bunlardan bir tanesi grup çalışması şeklinde yaptığımız eğitimler, diğerleri kişisel çabalarımızla bağlantı kurduğumuz akademisyen ve uzmanlarla gerçekleştirdiğimiz eğitimlerdir.
Sendikamızca hazırlanan ve proje halinde olan kadınlara yönelik alternatifli eğitim programları vardır ancak; maddi olanaksızlıklar nedeniyle bugüne kadar gerçekleştirilememiştir.
Kadın Sekreterliklerimizin organizasyonu ile Özellikle 25 Kasım Kadına Uygulanan Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde Her yıl değişen etkinliklerle Kadın örgütlülüğümüz birçok faaliyet gerçekleştirmiştir.
Ayrıca Kadın Sekreterliklerimiz. Konfederasyonumuz olan KESK’e bağlı diğer işkollarında örgütlü olan sendikaların kadın üyeleriyle ortak çalışmalar yürütmektedir.
Kadınlara zayıf varlıklar olarak bakma mantığı sendikalarımızda da mevcuttur
Kendi üyelerimiz arasında toplumun kadına bakışındaki geri zihniyetin ağır bastığı da bir gerçektir. Kadınlara zayıf varlıklar olarak bakma ve davranma mantığını gerek sendika mekanında, gerekse de etkinliklerde görmek mümkündür. Konu itibariyle önemli gözükmeyebilecek olan ama gizli bir bakış açısı içeren bu olguyu örneklemek gerekirse; özellikle yürüyüşlerde olası saldırılara karşı “erkeklerin kendilerini koruyucu” gibi görmeleri, kadınların yürüyüş kortejinin önünde tutulması bu bakış açısının ürünüdür. Sendika mekanlarında ise kadın üyelerin olduğu ortamlarda farklı seviyede geçen diyalog ve sohbetlerin, kadınların olmadığı ortamda daha farklı bir seviyede geçmesi, sendikaya gelen kadınlara yer verme, zor olduğu söylenen mekan içi işlerden uzak tutma vb. gibi konular gösterilebilir. Tüm bu sorunların giderilmesi için sendikal eğitim şarttır.
|