GLOBALİZASYONUN KADIN EMEĞİNE ETKİLERİ


<< Önceki Sayfa

 

GLOBALİZASYONUN KADIN EMEĞİNE ETKİLERİ

Kapitalist ekonomide kadın ve çocuk emeği her zaman ucuz iş gücü olarak algılanmıştır. Bu kapitalizmin her devresinde mevcut olup, değişik zamanlarda yapılan koruyucu(!) yasal düzenlemeler göstermelik olmaktan öteye gitmemiş, kadın emeği güvencesiz kullanılabilen emek olmaktan kurtaramamıştır.
Küreselleşen kapitalizm boyutuyla bakıldığında ise, emeğin sömürüsünün kapitalizmin ilk aşamalarındaki evrelere döndüğü ve vahşileştiği bir gerçekliktir. Kapitalizmin bir uygulaması olan globalizasyonun kadın emeğine ciddi derece olumsuz yansımaları vardır:
-Neo-liberal politikalar, tüm dünyada yoksulluğu, işsizliği ve gelir dağılımı adaletsizliğini derinleştiren, ücretleri gerileten, örgütlülüğü zayıflatan sonuçlar üretmiştir. Bu politikalarla sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, çocuk ve yaşlıların bakımı gibi sosyal hizmetlere ayrılan bütçe daralmış, sosyal devletin yükümlülükleri arasında yer alan hasta, yaşlı, çocuk bakımı vs. hizmetler, kadın emeğine yüklenmiştir. Artan yoksullaşma ile birlikte cinsler arası eşitsizlik ve ayrımcık artmıştır. Ayrıca köktendincilik ve milliyetçilik körüklenmiştir.
-Çok uluslu şirketler, esnek üretim sistemini kullanarak, kısmi ve geçici çalışma yapabilecek işçilerin sayılarını da artırmışlardır. Ücretlerin düşük tutulmasıyla maliyetleri düşürmek, istihdam edilen iş gücünü azaltmak ve geçici nitelikteki işgücünü daha çok kullanmak, rekabeti kolaylaştıracak stratejiler olarak benimsenmiştir. Sermaye, kadın emeğinin bol, ucuz ve örgütsüz olduğu coğrafyalara doğru akmıştır.
-Gelişmiş ülkelerde üretimin ülke dışına taşınamadığı durumlarda ise, yerli işçilerin yerine göçmen ve kadın işçileri işe almak, yine bir düşük maliyet stratejisi olarak kullanılmakta, sonuçta kendi içerisinde bir üçüncü dünyalaşmayı yaratmaktadır.
-Çok uluslu şirketler bir yandan fabrikalarını kayıt dışı serbest bölgelere taşırken, bir yandan da yeterli performansı gösterecek bir taşeron ağı oluşturulmuştur. Böylece üretim süreçleri parçalanmıştır. Dünyadaki serbest ticaret ve üretim bölgelerinde 27 milyon kişi çalışmakta ve bunun %90’ını kadınlar oluşturmaktadır.
-Kadınların, işgücü piyasalarında ikinci konumda ve geçici olarak görülmesi, bu süreçte işten çıkarılanların çoğunun kadın olmasına yol açmış, kadınların düşük olan ücretleri daha da düşmüştür. Eğitim ve sağlık gibi kamu alanlarının özelleştirilmesi; kadının hane içindeki konumunu güçleştirirken, hizmet sektörlerinde çalışanların çoğunun kadın olması; işsiz kadın sayısının artmasını da beraberinde getirmiştir.
-Kadınlar bir önceki dönemde kazandıkları hakları kaybetmiş, örgütlü ve iş güvenceli alanlarından esnek çalışma biçimlerine geçmişlerdir. Bu durum kadınları emekliliklerinde de olumsuz etkilemektedir.
-Neo-liberal politikaların dayattığı tarım politikaları, savaşların yol açtığı göçler, özelleştirme politikaları ve üretim süreçlerinin parçalanması çok sayıda kadının kayıt dışı sektörde çalışmak zorunda bırakmaktadır. Sigortasız, iş güvencesiz, örgütsüz, düşük ücretli, çalışma zamanı çoğu zaman belirsiz ve uzun, çalışma koşulları kötü olan kayıt dışı sektörde kadınların yığıldığı alanlar; eve sanayiden iş alma, temizliğe gitme, çocuk ve hasta bakma, konfeksiyonda çalışma; evde yemek, örgü, dantel, dikiş yapma gibi kadınların kadınlık rollerinin devamı niteliğinde kabul edilen işlerden oluşmaktadır. Kayıt dışı çalışma düzeni, kadın emeğinin ücretini düşürürken, sosyal güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle emeklilik ve sağlık hakları da gasp edilmektedir.
-Kadınların düşük ücretli, az beceri isteyen, kısmi zamanlı, geçici ve kayıt dışı işlerde istihdamı var olan kadın-erkek ücret eşitsizliklerini daha da artırmıştır.
-Kayıt dışı sektör demek devlet açısından vergisini ödememek, işçiler açısından ise; örgütsüzlük, düşük ücret, sosyal güvenceden, çalışma mevzuatının koruyuculuğundan yoksunluk, uzun çalışma süresi, sağlıksız çalışma koşulları vb. demektir. Kayıt dışılığın önemli bir özelliği de çalışanların çoğunluğunun kadın oluşudur. ILO rakamlarına göre Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki yaklaşık 70 ülkede 2000’den fazla işyerinde çalışan 27 milyon işçinin %70’ ile %90’ınını kadınlar oluşturuyor.
-Gelişmekte olan ülkelerde tarım ve hayvancılık bir yandan uluslar arası rekabet karşısında çökerken, tarıma verilen kamusal destekler kaldırılmış ve tarımsal işgücü azalmıştır. Bu gelişme en çok ücretsiz aile işçisi konumunda tarımda çalışan kadınları etkilemiştir. Kadının tarım kesiminde iş gücüne katılımı büyük ölçüde azalmıştır.
-Küresel kapitalizm için iktisaden önem taşımayan ev işleri ve çocuk bakımını üstlenen milyonlarca kadının sosyal refahı da kapitalist küreselleşme sürecinde gündem dışına itilmiştir.
-Küresel kapitalizmin yarattığı işsizlik ve yoksulluk dünyanın pek çok yerinde kadınları seks sektörünün hedef kitlesi haline getirmektedir. Devlet, genelevlerden vergi alarak, resmi politikada fuhuşu kabul etmekte; engellemek üzere tedbirler almamaktadır.
Globalizasyonun ana hedefi ise tek başına kadın emeği değil, üretimde kullanılabilme özelliği olan tüm emek kesimidir. Dolayısıyla genel bakabilme yeteneğini yitirmeden çözümlemede bulunmak daha sağlıklı olacaktır.

TÜRKİYE’DE KADIN EMEĞİ
KAPİTALİST ÜRETİMİN NERESİNDEDİR?


Ülkemizde üretim aşamasında kadın emeği sermaye gruplarınca pek tercih edilmemektedir. Türkiye’de 1980’den sonra değişen ekonomik politikalar sonucu ekonomide çok az istihdam olanağı yaratılmış, her 13 kadına karşılık 87 erkek işe girmiştir. Türkiye’de kadınların %17’si özel sektörde çalışırken, %9’u ise kamu kesiminde çalışmaktadır. Türkiye’de en az bilinen haliyle, 4 milyon kadın kayıt dışı olarak çalışmaktadır. Sosyal güvenlik hakkında yoksun, esnek çalışma koşullarında çalışan kadın oranı ülkemizde toplam kadın işgücünün %37’sini oluşturmaktadır. Kadınlar aynı zamanda eşit işe eşit ücret mantığına ters bir şekilde erkeklere oranla %12 eksik ücret almaktadırlar. 
Kadın işgücünün halen en yoğun olduğu sektör tarım sektörüdür. Ancak bu sektörde çalışan her 10 kadından 60’ı ücretsiz aile işçisi durumundadır. Kadın emeğinin 2.derece tercih edildiği yerlerin başında hizmet sektörleri gelmekte, bu sektörlerde de daha çok büro işleri öne çıkmaktadır. Ancak bunların dışında vitrine yönelik olan hizmetler öne çıkmaktadır ki, bu yolla kadın emeği artı-değer sömürüsüne tabi tutulduğu gibi, kadın fiziği(vücudu) ön plana çıkartılarak kadınlar ikinci bir sömürüye ve aşağılanmaya maruz kalmaktadır.

KAPİTALİZMİN SATIŞ ARTTIRMADA
ve REKLAMDAKİ EN BÜYÜK KOZU KADIN EMEĞİDİR


Dikkat edilirse, reklam ve pazarlamaya dönük işlerde kadınların çalıştırıldığı gözlerden kaçmayacaktır. Meta tanıtımlarında hangi ünvanda olursa olsun kadınların kullanılmasını örneklemek gerekirse; mankenlik, kasiyerlik, garsonluk, firma mümessilliği, halkla ilişkiler, sekreterlik, müşteri hizmetleri, hosteslik vb. gibi işlerde kadınlar öne çıkartılmaktadır. Aslında yapılan iş normal bir hizmet işi olmakla birlikte, sermayenin bunda özellikle kadını tercih etmesi boşuna değildir. Çünkü toplum yapısı erkek egemen kapitalist kültüre dayalı olduğu ve ekonomik özgürlük erkeklerin elinde olduğu için, alım-satım işlemlerinde tabir uygunsa; “erkek gözüne, kulağına hitap edebilecek” bir mantıkla hareket edilmekte ve böylelikle satış artırma hedeflenmektedir.

GENEL OLARAK ÜRETİM SEKTÖRÜNDE
KADIN EMEĞİNİN TERCİH EDİLMEMESİ


Artı-değer sömürüsünün olduğu bir sistemde her şey maliyet ve azami kar üzerinden hesaplanmaktadır. Bu hesap üzerinden düşünüldüğünde de üretim araçlarının sahipleri kadın emeğini, maliyet artırıcı ve verim düşüren unsurlar olarak görmektedirler. Bu yaklaşımın 2 ana nedeni vardır:
1-Kadının fiziki yapısı
Kadının doğurganlık özelliği, patronlar için gereksiz maliyete katlanma anlamına gelmektedir. Özellikle hamile bir kadını çalıştırmak hiçbir patronun işine gelmemektedir. Çünkü hamile olan bir kadın çalışanın, doğal olarak verimliliği düşmekte, sağlıksal ihtiyaçları üst seviyelere çıkmaktadır. Bu konuda patronlar yasal sınırlamalara ve koruyucu önlem alma anlamında yükümlülüklere sahip oldukları için de, özellikle özel sektörde hamile olan kadınlar işe alınmamakta, çalışırken hamile kalan kadın emekçiler işten atılmaktadırlar. Bu durum süt izni kullanmak zorunda kalan kadın çalışanlar için de aynen geçerlidir.

2-Erkek egemen kültür ve etkileri
Erkek egemen kültür, kadının yerinin evi olduğu yönünde bir yaklaşıma sahip olduğu ve bu mantığı baskı kurarak hayata geçirdiği için zaten kadınların büyük bir çoğunluğu çalışmamaktadır. Çalışan kadınların büyük çoğunluğu ise istediği işi değil, genel kabul gören işleri yapabilmektedir. Bu durum hem sosyal açıdan, hem de kapitalistler açısından çift yönlü kurulan bir baskıdır.
Günümüzde kadının çalışması, ekonomik yönden bir ailenin geçimi için erkeğin çalışmasının yetmemesi mantığından hareketle egemen kültürün dışına çıkarak zorunluluk haline gelse de, bu durum 2 yönlü bir sonuç çıkartmaktadır:


a)Bu zorunluluk kadın emeğini ucuz işgücü haline getirmektedir
Ekonomik zorluklar altında ezilen çalışan kesim, işsizliğin çok yoğun olduğu bir ortamda ucuz ve daha çok sömürünün olduğu iş koşullarını kabullenmek zorunda kalmaktadır. Bu konuda en çok sömürülen de kadın ve çocuk emeğidir.
b)Ev İşçiliği artmaktadır
Ev işçiliği  tarzında üretim çalışan kişi evinde işini yaptığı için hiçbir çalışma hakkı ve koşulu içermediği gibi, parça başı üretim esasına dayandığı için de azami sömürü çarkını çalıştırmakta, artı-değer sömürüsünü yapan kapitalistler böylelikle hiçbir sorumluluk üstlenmek zorunda kalmamaktadırlar. Ev işçiliği de daha çok kadın emeğinin kullanıldığı bir tarzdır.
Günümüzde küreselleşen kapitalizmin anayasası olarak adlandırılan Toplam Kalite Yönetimi, Performans yönetimi ve esnek çalışma mantığı ise bu yaklaşımları, daha rahat ve karlı uygulamak için geliştirilmiş sitemlerdir. 

KADINLAR YÖNETİM KADEMELERİNE GETİRİLMEMEKTEDİRLER


Ülkemizde kadın yönetici sayısı tüm yöneticiler içinde %1’lik orana sahiptir. Kadınların yönetici olacak kapasiteye ve yeterliliğe sahip olmadığına inanan erkek egemen kültür ve kapitalizm, kadınları zayıf varlıklar olarak algılamaktadır. AKP Hükümetiyle birlikte TRT Genel Müdürü olan Şenol DEMİRÖZ’ün göreve başlar başlamaz “verimliliği düşürüyorlar” gerekçesiyle 13 kadın yöneticiyi görevinden alması, yaklaşımın görülmesi açısından kayda değerdir.

KADIN İŞGÜCÜNÜN UCUZ İŞGÜCÜ GÖRÜLMESİ,
“EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET” İLKESİNİ DE YOK EDİYOR


Kadının özellikle özel sektörde aynı işi yapan erkeklere oranla düşük ücretle çalıştırıldığı bir gerçek olup, küreselleşen kapitalizm içinde bu durum daha çıplak bir hal almakta ve uçurum iyice büyümektedir.

 

 

<< Önceki Sayfa
a