SENDİKAMIZIN KESK KADIN KURULTAYINA SUNDUĞU TEBLİĞ


<< Önceki Sayfa

 

KAPİTALİST KÜRESELLEŞMENİN KADIN EMEĞİNE ETKİSİ

Kapitalist ekonomide kadın ve çocuk emeği her zaman ucuz iş gücü olarak algılanmıştır. Bu kapitalizmin her devresinde mevcut olup, değişik zamanlarda yapılan koruyucu (!) yasal düzenlemeler göstermelik olmaktan öteye gitmemiş, kadın emeğini güvencesiz kullanılabilen emek olmaktan kurtaramamıştır.
Küreselleşen kapitalizm boyutuyla bakıldığında ise, emeğin sömürüsünün kapitalizmin ilk aşamalarındaki evrelere döndüğü ve vahşileştiği bir gerçekliktir. Bu gerçekliğin ana hedefi ise tek başına kadın emeği değil, üretimde kullanılabilme özelliği olan tüm emek kesimidir. Dolayısıyla genel bakabilme yeteneğini yitirmeden çözümlemede bulunmak daha sağlıklı olacaktır.

TÜRKİYE’DE KADIN EMEĞİ
KAPİTALİST ÜRETİMİN NERESİNDEDİR?


Ülkemizde üretim aşamasında kadın emeği sermaye gruplarınca pek tercih edilmemektedir. Kadın emeğinin tercih edildiği yerlerin başında hizmet sektörleri gelmekte, bu sektörlerde de daha çok büro işleri öne çıkmaktadır. Ancak bunların dışında vitrine yönelik olan hizmetler öne çıkmaktadır ki, bu yolla kadın emeği artı-değer sömürüsüne tabi tutulduğu gibi, kadın fiziği(vücudu) ön plana çıkartılarak kadınlar 2.bir sömürüye ve aşağılanmaya maruz kalmaktadır.

KAPİTALİZMİN SATIŞ ARTTIRMADA
ve REKLAMDAKİ EN BÜYÜK KOZU KADIN EMEĞİDİR


Dikkat edilirse, reklam ve pazarlamaya dönük işlerde kadınların çalıştırıldığı gözlerden kaçmayacaktır. Meta tanıtımlarında hangi ünvanda olursa olsun kadınların kullanılmasını örneklemek gerekirse; mankenlik, kasiyerlik, garsonluk, firma mümessilliği, halkla ilişkiler, sekreterlik, müşteri hizmetleri, hosteslik vb. gibi işlerde kadınlar öne çıkartılmaktadır. Aslında yapılan iş normal bir hizmet işi olmakla birlikte, sermayenin bunda özellikle kadını tercih etmesi boşuna değildir. Çünkü toplum yapısı erkek egemen kapitalist kültüre dayalı olduğu ve ekonomik özgürlük erkeklerin elinde olduğu için, alım-satım işlemlerinde tabir uygunsa; “erkek gözüne, kulağına hitap edebilecek” bir mantıkla hareket edilmekte ve böylelikle satış artırma hedeflenmektedir.

GENEL OLARAK ÜRETİM SEKTÖRÜNDE
KADIN EMEĞİNİN TERCİH EDİLMEMESİ


Artı-değer sömürüsünün olduğu bir sistemde her şey maliyet ve azami kar üzerinden hesaplanmaktadır. Bu hesap üzerinden düşünüldüğünde de üretim araçlarının sahipleri kadın emeğini, maliyet artırıcı ve verim düşüren unsurlar olarak görmektedirler. Bu yaklaşımın 2 ana nedeni vardır:

1-Kadının fiziki yapısı
Kadının doğurganlık özelliği, patronlar için gereksiz maliyete katlanma anlamına gelmektedir. Özellikle hamile bir kadını çalıştırmak hiçbir patronun işine gelmemektedir. Çünkü hamile olan bir kadın çalışanın, doğal olarak verimliliği düşmekte, sağlıksal ihtiyaçları üst seviyelere çıkmaktadır. Bu konuda patronlar yasal sınırlamalara ve koruyucu önlem alma anlamında yükümlülüklere sahip oldukları için de, özellikle özel sektörde hamile olan kadınlar işe alınmamakta, çalışırken hamile kalan kadın emekçiler işten atılmaktadırlar. Bu durum süt izni kullanmak zorunda kalan kadın çalışanlar için de aynen geçerlidir.

2-Erkek egemen kültür ve etkileri
Erkek egemen kültür, kadının yerinin evi olduğu yönünde bir yaklaşıma sahip olduğu ve bu mantığı baskı kurarak hayata geçirdiği için zaten kadınların büyük bir çoğunluğu çalışmamaktadır. Çalışan kadınların büyük çoğunluğu ise istediği işi değil, genel kabul gören işleri yapabilmektedir. Bu durum hem sosyal açıdan, hem de kapitalistler açısından çift yönlü kurulan bir baskıdır.
Günümüzde kadının çalışması, ekonomik yönden bir ailenin geçimi için erkeğin çalışmasının yetmemesi mantığından hareketle egemen kültürün dışına çıkarak zorunluluk haline gelse de, bu durum 2 yönlü bir sonuç çıkartmaktadır:

a)Bu zorunluluk kadın emeğini ucuz işgücü haline getirmektedir
Ekonomik zorluklar altında ezilen çalışan kesim, işsizliğin çok yoğun olduğu bir ortamda ucuz ve daha çok sömürünün olduğu iş koşullarını kabullenmek zorunda kalmaktadır. Bu konuda en çok sömürülen de kadın ve çocuk emeğidir.

b)Ev İşçiliği artmaktadır
Ev işçiliği  tarzında üretim çalışan kişi evinde işini yaptığı için hiçbir çalışma hakkı ve koşulu içermediği gibi, parça başı üretim esasına dayandığı için de azami sömürü çarkını çalıştırmakta, artı-değer sömürüsünü yapan kapitalistler böylelikle hiçbir sorumluluk üstlenmek zorunda kalmamaktadırlar. Ev işçiliği de daha çok kadın emeğinin kullanıldığı bir tarzdır.
Günümüzde küreselleşen kapitalizmin anayasası olarak adlandırılan Toplam Kalite Yönetimi, Performans yönetimi ve esnek çalışma mantığı ise bu yaklaşımları, daha rahat ve karlı uygulamak için geliştirilmiş sitemlerdir. 

KADINLAR YÖNETİM KADEMELERİNE GETİRİLMEMEKTEDİRLER


Ülkemizde kadın yönetici sayısı tüm yöneticiler içinde %1’lik orana sahiptir. Kadınların yönetici olacak kapasiteye ve yeterliliğe sahip olmadığına inanan erkek egemen kültür ve kapitalizm kadınları zayıf varlıklar olarak algılamaktadır. AKP Hükümetiyle birlikte TRT Genel Müdürü olan Şenol DEMİRÖZ’ün göreve başlar başlamaz “verimliliği düşürüyorlar” gerekçesiyle 13 kadın yöneticiyi görevinden alması, yaklaşımın görülmesi açısından kayda değerdir.

KADIN İŞGÜCÜNÜN UCUZ İŞGÜCÜ GÖRÜLMESİ,
“EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET” İLKESİNİ DE YOK EDİYOR


Kadının özellikle özel sektörde aynı işi yapan erkeklere oranla düşük ücretle çalıştırıldığı bir gerçek olup, küreselleşen kapitalizm içinde bu durum daha çıplak bir halalmakta ve uçurum iyice büyümektedir.

SONUÇ:
Sendikal örgütlülüklerin Uluslararası boyutlarda olması, emekçileri  ulusal sınırlarının ve işkollarının dışına çıkan mücadele zeminleridir. Günümüzde emek örgütleri, Ulusal ve Uluslararası platformlarda tam işbirliği içerisine girememiş bu nedenle de mücadele programlarını ve hedeflerini tam olarak belirleyememişlerdir. Oysa ki Kapitalist Küreselleşme içerisinde sermayenin emek sınıfına çok yönlü ve çok boyutlu saldırısı söz konusudur. Ne tuhaf ki bu durum bir yandan da emek örgütleri için mücadele zeminleri yaratmaktadır.
Kapitalist Küreselleşmedeki yeniden yapılanma adı altında özelleştirme süreçleri ve ulusal Şirketlerin küresel girişimleri, emek örgütlerinin kazanılmış sosyal hak ve özgürlüklerinin korunması ve yeni hakların kazanılması için  küresel mücadelenin örgütlenmesini gerektirmektedir. Bugün ulusal zeminde yapılan bir eylemde dile getirilen taleplerin çoğu kez Uluslararası eylemlerde de dile getirildiğini görüyoruz.
Bu nedenle kapitalist küresel saldırıya karşı küresel savunmanın ve küresel mücadelenin örgütlenmesi gerekir.

 

<< Önceki Sayfa
a